Tuzlu muffin

Image

Çay sofraları için tatlı alternatifi çoktur. Kek, tart, pasta derken arasından hangisini seçeceğinize karar veremezsiniz. Ama iş tuzluya gelince, bazen biraz tıkanırız değil mi? Börek, poğaça, hadi bilemedin tart. İşte size güzel bir alternatif. Tuzlu muffin.

Daha önce benzerini yazmıştım. Bu seferki tarif daha da kolay galiba. 10 dakikada fırında, yarım saatte sofrada. İçine de artık ne isterseniz. Evde ne varsa 🙂 Çok kolay, çok pratik, çok lezzetli.

Keçi peyniri, kurutulmuş domates, zeytin... Başka?

Tuzlu muffin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kapalı bir kapta 3-4 güne kadar lezzetini koruyor. İsterseniz azıcık fırına sokup çıkarın, daha da pofidik pofidik olsun.

Buyurun tarifine;

Devamı için tık / Press to read more

Elmalı strudel

Image

Valide sultanın 1966-67 tarihli tarif defterinden devam…

Çocuktum, ufacıktım, Nişantaşı’nın pastanelerinde, ekşi krema satılırdı. Biz de gider gider, ya çilekler için, ya elmalı tartlar için kutu kutu alırdık. Bu ekşi kremanın tadını unutmama imkan yok. Hem ekşi, hem de bulut gibi hafif, köpük köpük bir kremaydı. Krem Şanti diye alırdık o zamanlar, ama şimdi bakıyorum, bugünün krem şantileri gibi değildiler. Meğer ekşi kremaymış ! Zaten dayanamayıp geçenlerde bizim buradaki bir pastaneye sordum, böyle böyle bir krem şanti alırdık biz diye. “Yasak abla artık. Onlar pastörize edilmemişti, o yüzden artık yasak, satamıyoruz. İstersen krem şanti vereyim” dedi. Aman istemem, ırak olsun o yağ bombası lezzetsiz yapay şey! Krema demeğe bile dilim varmıyor.

Elmalı strudel’i valide sultanın defterinde bulunca, bunlar aklımdan geçti. Yanında şöyle Saray pastanesinin kreması olacaktı kiiiiiii… Ama olsun, olsun… Dondurmayla da olur, hatta hiç bir ilavesiz de pek ala olur diye atladım tarife..

Tarif kolay, ancak o Cafe Vienne’in yufkadan yapılan strudel’i gibi . Gerçi beceri meselesi. Eğer yufkayı o incelikte açmayı becerebilirseniz, hani arnavut veya makedon göçmenleri gibi, elinizi öperim. Ama bendeniz, o derece ince açmayı başaramadım. En azından ilk seferinde yaptığım daha kalın oldu. Ama kesin bilgidir, annemin yaptığı gibiydi. 😀 Hamuru kıyır kıyır, içi tarçın ve bol zencefilin keskinliği ile aroması keskin, elmaları yumuşak, bademler ile kıtır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Verilen tariften, 2 adet 30cm’lik parça çıkıyor. Birincisi, fırından çıktıktan yarım saat sonra bitmişti. Eve götürmecesine 🙂 En sevdiğim şekilde yani. İkincisinden kalanları da ancak fotoğraflayabildim.

Tarife geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Balkabaklı tart

Image

Balkabağı. Yıllarca sadece haşlama şeklindeki tatlısını yedikten sonra, 90’larda, arası kaymaklı tatlı olarak sofralara girdi. Sonrasında kirece yatırılmış kıtır kıtırı. En son da, çorbalar ve salatalarla. Hepsini ayrı ayrı severim. Lakin bana dokunur. Daha boğazımdan mideme indiği anda ciddi şişkinlik yapar. Yine de, senede bir gün 🙂 dayanamam, şişkinliği göze alarak bir dilim yerim. O durumda da, tahmin edersiniz, en sevdiğim tarzını tercih ederim.

Bu sene hakkımı tarttan yana kullandım. Yılbaşı sofrasının vazgeçilmezi olarak, kabak tatlısı yapılacaktı. Ben üzerime aldım, tart olarak yaptım. Tamam, en üstü yine kaymaklı cevizli. Kocaman kalın bir tart. Sofraya gelmesi ile dilimlenip paylaşılması an meselesi olduğu için, bütün resmini yakalayamadım. Dilim resmini zorla çekebildim.

Altında bizim her zamanki tart hamurumuz var. Hani en güzel tart hamuru olan. 🙂 Başka birşey denemeye gerek yok zaten… Macera tamam da nereye kadar 🙂

İçi de basit. Kabak tatlısı yapmaktan daha basit. Cidden. Bakın anlatayım:

Devamı için tık / Press to read more

Vasilopita – Yılbaşı keki

Image

Yılbaşı keki Vasilopita

İnsanın önüne bazen tarifler düşüyor.Yılbaşı hediyesi olarak, Varnalı Un’dan kocaman bir kutu dolusu tam buğday unu geldiğinde, yılbaşı için nasıl bir kek yapsam diye aranıyordum. Seçeneklerden biri ,panettone diğeri ise, annemin mahlepli üzümlü kekiydi. Panettonenin kabarması, pişmesi için gereken zaman yoktu. Tam mahlepli üzümlü keke hazırlanırken, bir grupta, yılbaşı çöreği lafı açıldı. 

Çocukken, her yılbaşı, hindi kadar elzem bir şekilde, annem pastaneden üzerinde yeni yılı yazan çöreklerden alır, altına güzelce bir lira sıkıştırırdı. Yemek faslı bitip, dansöz de seyredildikten sonra çay ile çörek kesilir, o para kime çıkarsa, dileği olacak kabul edilirdi. Çocukken yılbaşında dilediğimi daha nisan olmadan unuttuğum için, dileğim gerçekleşti mi hiç bilmiyorum. Ama çocukları oyalamak için güzel bir adet değil mi?

Normalde, bu çörek, mayalı, mahlepli sakızlı enfes bir paskalya çöreğidir. Sadece saç örgüsü şeklinde değil de, kocaman yuvarlak şeklinde olurdu. Grupta bu muhabbet geçince, sağolsun birisi de tarif vermiş. Eski İstanbullu rumların yaptığı bir tarif. Doğruya doğru, bildiğimiz paskalya çöreği tarifi değildi. Sonrasında o da geldi, o başka konu.

Vasilopita, Aziz Vasil için yapılan bir çörekmiş. Ruhu şad olsun, çöreği biz de yaptık, tattık, pek beğendik. Altına para sıkıştırarak kestik, yedik. Umarım siz de seversiniz.

Tarifine geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Baton sale

Image

Bu ara grisiniye taktım. 2-3 tarif denedim, olmadı, sevemedim. Aradığımı bulamadım. Şöyle gerçekten kıtır kıtır, yumuşamayacak bir tarif istiyordum. Neyse onu aramaya devam ederken araya başka lezzetler girdi, unuttum. Derken valide sultanın yemek defterinde karşıma baton sale çıktı. Olur mu olur… Çocukluğumun pastane tuzlusu.  Ne çok alırdık. Üzeri bol yumurta sarılı, bol çörekotlu. Bayılırdım. Kolları sıvadım daldım…

Denemişken tam olsun dedim, birazını sadece üzerine peynirli, birazını da acı pul biberli yaptım. Hani evde mavi haşhaş olsa birazına da ondan koyacaktım, ama bitmiş, tazesini de almamışım. Mecburen iki türlü yapabildim.

Yeterince fotoğraflayamadığım doğrudur. Tekrr yaptığım zaman (tabii ki yşne acı biberli) bol bol, poz poz foto çekeceğim.

Öncelikle uyarmam lazım, hamuru tutmak kolay olsa da, sonrasında batonları yapmak o kadar kolay değil. Biraz zor şekil alıyor. Ama sonuç övgü aldı… Demek ki tekrardan denenebilir. Arşive eklenebilir. Nostaljik, güzel bir tuzlu isteyenlere harika bir tarif olur…

Devamı için tık / Press to read more

Beğendim Bisküvisi

Image

Valide sultanın 1966-67 tarihli defterinden ilk tarif… Yani aklıma yatan, merak uyandıran, dur bakalım bir deneyelim dedirten ilk tarif. Bir dolu kurabiye tariflerinin arasından bunu seçmemin sebebi sanırım toz şekere bulanıp pişirilmesi. Görsele o kadar alışmışız ki, herhangi bir görsel olmadan tarifi denemek zor geldi açıkçası. Çıkan ürün de görsel olarak beni pek tatmin etmedi. Ama lezzet güzel. Dolayısıyla bir kere daha denenecek, ve bu sefer incecik yapılacak 🙂

Eski yemek defterlerinin kaderidir sanırım, bir yerden sonra yazılar birbirine girmeye başlıyor, ışığa tutarak, altına koyu renk kağıt koyarak çözmeye çalışıyorum. Kolay değil. Benimle yaşıt bir tariften, defterden bahsediyoruz.

Valide sultan bu tarifi nereden bulmuş, hiç denemiş mi bilmiyorum. Beğendim kurabiyesini yaptığımı söyleyince de pek hatırlamadı maalesef. Nereden hatırlasın, 3 yemek defteri, yüzlerce kurabiye, tarif arasından. Demek ki, yazıldı, ve unutuldu, belki de denenmedi bile. Ama güzel, lezzetli ve gerçekten de şık duruyor. Üzerinde kaba kristal gibi parlayan toz şekerlerle pek havalı bir sunumu var. Ah bir de sabırla incecik yaparsanız daha ne olsun 🙂

Yapımına geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Karnabahar kısırı

Image

Kısıra bayılırım. O hafif acı ekşi tadının hastasıyım. Tazecik maydanoz, nane ve tabii ki nar ekşisi ve sumak ve acı pul biber. Daha ne olsun. Sevdiğim bütün lezzetler burada! Amaaaa, nasıl şişirir beni. Doyasıya yiyemem, çatlayacak gibi olurum üçüncü kaşıktan sonra. Aynı tepki, etsiz çiğköftede de olduğuna göre, sanırım bulgurun etkisi bu.

Derken, bir grupta, sevgili Uğur Kabadayı‘nın bu tarifine denk geldim. Doğruya doğru, ilk başta biraz şüpheli yaklaştım. Karnabahar zaten gaz yapan bir zerzevat, bir de çiğden yiyince neler gelir başıma diye çekindim. Sonrasında hadi, ya bismillah deyip giriştim işe.

Karnabahar kısırı

Evde orijinal tarifteki kadar çok farklı otlarım yoktu. Maydanoz, nane ile yetinmek zorunda kaldım. Ama içine başka birşeyler daha ekledim. Bakalım siz de sevecek misiniz?

Devamı için tık / Press to read more

Elmalı tahinli tart

Image

Sonbahar gelince, ister istemez elmalı tariflere dönüyorum. Elmalı klasik apple pie’da tutun, annemin nostaljik elmalı tartına veya en hafifinden elmalı görünmez kek‘e yapılacak, denenecek pek çok tarif var.  Ama yetmez! Bu deli kadına yeni yeni tarifler lazım.

Geçenlerde klasik bir balık / meyhane lokantasına gittiğimizde ampul yandı bende. Tatlı olarak en klasik tatlı geldi sofraya. Fırında helva. Altına da elma rendelemişler, daha da hafiflemiş, sulu sulu cızır cızır. Bunu tarta koysak da güzel bir kış çay sofrasına uymaz mı dedim. Başladım uğraşmaya.

Elmalı Tahinli Tart

Önce galet hamuru ile denedim. Ama hamur zaten yağlı, bir de üzerine tahini koyunca, daha bıçağı değdirince kırılan bir hamur oldu. O zaman daha sert bir hamur olsun diye, bu defa klasik tart hamuruna döndüm.

İşte sonuç….

Ta daaaa……

Elmalı Tahinli Tart

Hamur enfes, evet yine kırılgan, ama daha dayanıklı. Çifte pişme ile sertleşti iyice. Dolayısıyla üzerindeki tahine dayanıklı oldu. Elmalar tahini hafifletti. Kabukları çok güzel bir görsellik katıyor. Üzerine de azıcık tarçınlı tozşeker serpince, enfes!

Haydi tarife geçelim.

Devamı için tık / Press to read more

Viyana Kiflesi

Image

Vanilyalı, bol pudra şekerli, bir kurabiye. Un kurabiyesi gibi, ama değil. Hani un kurabiyesine en güzel alternatif diyelim. Valide Sultan’ın en eski yemek defterlerinde bile olan, ve temize çekilen her deftere de taşınan ünlü bir tarif.

Valide sultan’a sorduğum zaman, bunun onun ünlü vanilyalı ay kurabiyesi  olmadığını söylerdi. Ama denememiştim. Şimdi yine eski defterleri karıştırırken bu çıktı önüme, eh artık denemek şart oldu. İşte ancak o zaman farkettim ki, tarifin adı Viyana Kiflesiymiş, Vanilya kiflesi değil! İyi mi? Yıllarca ben vanilya kiflesi dedim, zarif annem de hiç düzeltmedi.

İnternette kifle veya Viyana Kiflesi diye araştırınca, HİÇ BİR ŞEY bulamadım.  Bu da bana inanılmaz geldi. En yakını kifli diye birkaç tarif vardı, ama onlar da, mayalı hamurdan yapılan bir tatlı çörek… Yok, neyse orijinale dönelim dedim, eski ama en eski defteri açtım. Hani bana ilk verdiği, üzerinde hala kızlık soyadı yazan (belli ki nişanlıyken yazmaya başlamış) defteri.

Şimdi dedikodu zamanı; defterde pek çok tarif var. Ama belli ki hiç denenmemiş, sadece kopyalanmış bir yerlerden. Gramajlar 280 gr gibi, valide sultanın hep hiç yapmadığını söylediği mayalı tarifler de gırla 🙂 Hele bazı tarifler çok anlaşılmaz. Tam gençkız defteri yani. Hevesli, ama tecrübesiz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haydi dönelim tarife.

Devamı için tık / Press to read more

Çikolata kaplı mufin 34 adet her biri 57 kalori

Image

Badem güzeldir. Badem ve çikolata çok çok güzeldir. Eh bu mufin de içindeki bol badem ve üzerindeki incecik çikolata kabuğu ile muhteşem oldu!

Bu aralar, eski defterleri, eski tarif “birikintilerini” temizliyorum. Farklı farklı kağıtlara yazmışım, dosyalamışım, defter arasına atmışım da atmışım. Bu tarif de onların arasından kucağıma düştü. Ne başlık, ne nereden bulduğum, ne tarih, hiç bir şey yok. Yedim de mi yazdım, seyrettim de mi yazdım, yoksa internet gezilerimden birinde mi buldum?Kimse bilmiyor. Dolayısıla ilk deneyi de tarifte yazdığım kadarıyla yaptım. Sonuç HÜSRAN!

 

 

 

Bademe bayılırım. Bademli her türlü ürünü de severim. Acıbadem kurabiyesinin olduğu kadar, bademli tavuğun da hastasıyım. O yüzdendir ki, bademli bir yemek, yiyecek, tatlı tuzlu gördüm mü, dayanamam denerim. Eh sonuçta, bu tarif de bademli, dedim ki, Pelin vazgeçme! Yeniden dene. Kendine göre dene… Oyna biraz maceraya atıl!

Sonuç evdeki mufin canavarı tarafından denendi, onaylandı. Hatta yanaktan kocaman bir öpücük verildi! Bu ne demek bilir misiniz?!

Çikolata kabuklu mufin

Artık göğsümü gere gere, güvenerek yazabilirim!  Haydi tarife buyurun:

Devamı için tık / Press to read more

Elmalı tart 200 kal x 16 dilim

Image

Sonbahar ile beraber elmalar renk renk piyasaya çıktı. Sarılı kırmızılı yaz elmaları, starking’in ilk örnekleri raflara yerleşti. Eh, bu da demektir ki, elmalı tartların, apple pie’ların veya galette’lerin zamanı geldi.  Bütün yaz yemeyince, özlemişiz, atladık üstüne resmen. İnsanoğlu biraz nankör tabii, iki üç aya kalmadan söylenmeye başlarız, elma portakal off sıkıldım, hep aynı şeyler diye. Neyse özlem tazeyken, hemen bir elmalı tart yapayım dedim.

Elmalı tart

Valide sultanın biz çocukken yaptığı bir elmalısı vardı. Adı, iki kat elmalı, ama “iki kat” oluşu, altı üstü kapalı diye. Yoksa kat kat pasta gibi değil. Çay sofralarında pek severdik. Hamuru zahmetli, zor açılıyor diye annem biraz isteksiz yapardı, ama o kadar lezzetli olurdu ve o kadar çok övgü alırdı ki, yapmadan da duramazdı.

Elmalı tart veya orijinal adıyla apple pie değil bu. Gerçek tart. İçindeki elma pişiriliyor, paydaki gibi çiğden koyulmuyor. O yüzden daha farklı, bir kere incecik oluyor. Minik minik, kibar kibar porsiyonlama şansımız oluyor.

Buyurun tarife;

Devamı için tık / Press to read more

Renk renk panna cotta 12 porsiyon 175 kal

Image

Panna cotta. En sevdiğim italyan tatlılarından biri. Tiramisu ve aslında en basitinden espresso kahve içinde bir top sütlü dondurmadan ibaret olan affogato dışında buldum mu kaçırmam dediğim tatlıdır kendileri. İsmi sizi yanıltmasın, panna cotta, pişmiş krema demek olsa da, evet hafifçe pişer, ama kaynamaz, fırına ise hiç girmez.

Kat kat panna cotta

Buzdolabından çıkıp böyle buzlu buzlu bardaklarda sofraya gelecek şekilde yaptım. Bardacık içinde servis yapmanın en güzel yanı hem bu renk cümbüşünü göstermek, hem de serinliğini görsele yansıtmak olsa gerek.

İtalya’da son derece sade bir sunumla, genelde üzerinde ve yanında çilek sosu veya orman meyvaları sosu ile gelir. Öyle çok uç noktalarda sunumlarını göremezsiniz. Zaten panna cotta’yı bu kadar klasik yapan da budur.

Valide sultan’a ilk tattırdığımda, hafif oluşunu beğendi, su muhallebisine benzeterek beni yıktı 🙂 Su muhallebisini hiç sevmeyen biri olarak ciddi bir hayal kırıklığına uğradım. Ben hala panna cotta’nın iç baymayan hafif tadı, neredeyse jölemsi duruşuna hastayım.

Ben-deniz, panna cotta daha önce badem sütü ile denemiştim. Muhteşem olmuştu. Bu defa kat kat yapmak istedim. Profesyonel sunumlarda, sofra ve davetlerde şu yamuk doldurulmuş bardacıklara hastayım. Denenecek, yapılacak. Eh, ilk fırsatta denendi.

Haydi, buyurun tarife

Devamı için tık / Press to read more

Sakızlı Lorlu kurabiye

Image

Yolunuz Ayvalık’a düştüyse, turistik veya değil, bu kurabiyeyi es geçmiş olamazsınız. Sakızlı lorlu ve hatta zeytinyağlı bu muhteşem kurabiye, yanında kocaman bir bardak çayla enfes. Her rehberde, gezi yazısında mutlaka bahsi geçer. Eski çarşı içinde, köşede, 1946’dan beri çalışıyor Güler Tatlıhanesi. İsmi bile tarihi değil mi?

Lorlu sakızlı kurabiye

Türkiye’de maalesef aile işletmeleri 2 jenerasyon ya yaşar ya yaşamaz. Ama bu tatlıhane, kaç jenerasyon taşımış siz düşünün. Hala eski dekorasyonlarıyla, hala eski 1947’den kalma dondurma makinaları ile ve tabii ki hala eski artık geleneksel tarifleriyle çalışıyorlar. Umarım daha uzun yıllar çalışmaya devam ederler.

Hani deniz dönüşü, burnunuz ve omuzlarınız hafif hafif yanarken, banyonuzu yapmış, nispeten “ayıplık” yazlıklarınızı giymişsinizdir. Çay demlenir, deniz sizi iyice acıktırmışken, yanına vişne şerbeti ile, limonata ile veya kocaman su bardaklarında paşa çayı ile balkonda yersiniz. Kırıntılar döküldükçe büyüklerin yüzü asılır, sonra parmağınızı yalayarak da o kırıntılar toplanır 😀 İşte o günlerdeki kurabiye.

İçindeki malzemelere bakarsak, son derece klasik, anneannelerimizin de evinde bulunan malzemeler. Zeytinyağı, tabii ki Ayvalık simgesi olarak sızma. Karbonat, birkaç damla limonla köpürtülmüş, kurabiyeye o tatlı sarı rengini verecek ve kabartacak. Lor, mümkünse süt kestirilerek evde yapılacak, yumurta, bahçedeki çilli tavuktan, un ve şeker köşedeki bakkaldan. Sakız tabii ki komşu adadan, ya da daha güzeli, keşke, bahçedeki ağaçtan.

Ayvalık kurabiyesi

Bu kadar nostalji yaptıktan sonra yapımına geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Yazlık Galet

Image

Galet… Tart gibi ama daha kolay

Galet, tart kalıbı olmadan, kabaca yapılan tarta benziyor. Görüntü ve kolaylık itibarıyla, son derece kolay, hatta şapada-şupada yapılan, pişirmesi de sanki köy fırınında yapılıvermiş gibi olan, son derece yazlık, son derece kırsal bir tarif. Tart kalıbına ihtiyaç duymadan yapabileceğiniz güzel bir tart. Daha önce defalarca görmeme rağmen, denemek içimden gelmemişti. Nedense, bu hafta gelivereceği tuttu.

Tart, pay, kiş familyasının en sade üyesi galettir. Kalıp istemez, düzgün açmayı gerektirmez, Aman kalıba küçük geldi, yama yaptım, kalın oldu, ortası yırtıldı, yok kenarları düzgün olmadı, uğraştırmaz. Hem meyveli, hem tuzlu pek ala da yapılır. Arada değiştirmeniz gereken tek şey, hamurundaki şeker miktarı olacaktır. Yoksa hamurun geri kalanı tamamen aynı. Un-Yağ-soğuk su.

Bu aralar şeftali ve erik beraberliğine taktıysam da, bu galeti nedense tuzlu istedim. Tazesi olmasına rağmen kuru domates, ızgara kabak ve ızgara patlıcan ve tabii ki bunlara eşlik eden güzel bir keçi peyniri. Kuru domatesin o hafif ekşi ama yoğun tadını ve gevrek dokusunu çok seviyorum. Eh hem kabak hem patlıcan en güzel zamanında. Manzarası mükemmel, tadı daha da şahane. Yoğun, bol kekikli enfes bir yemek oldu. Yanında bol yeşillik salata harika bir akşam yemeği.

Hamuru, pate brise dediğimiz, yağ-un ana maddesiyle, ve eğer şartsa, soğuksu ile yapılan bir hamur. Tercihan elinizi bile değdirmeden, herşeyi çok çok soğukken karıştırmanız lazım. O yüzden eskiden çatalla veya hamur karıştırma bıçaklarıyla yapılıyormuş. Şimdi, atıyorsun hepsini blendera iş bitiyor.

Bu kadar reklamdan sonra tarife geçelim.

Devamı için tık / Press to read more

Kayısılı muhallebi

Image

Kayısılı muhallebi tarifini çok sevdiğim bir kuzenim verdi. Sağlığına, yeme içmesine son derece meraklıdır, probiyotiklerden sirkesine herşeyini kendisi yapar, son yıllarda katı bir şekilde Karatay rejimini uygular. Hatta küçük kızı Hande Gürdoğan da muhteşem bir yemek kitabı yayınladı ABD’de The Gift of Real Food tamamen sağlıklı beslenme ve enfes tariflerle dolu. Sevgi ve gururla takibindeyiz.

İşte Sevde abla’nın verdiği tarifi, kışın ilk boş anda fırsat yaratarak denedim ve muhteşem oldu. Kuru kayısıyla yapmama rağmen ve pek sevmesem de pirinçunu kullanılmasına rağmen, tarifin hakkını vermek lazım. Yazın da kayısıların en parlak döneminde bu defa tazecik kayısılarla yapayım derken işte yaz rehaveti midir nedir, kaçırdım. Geçen gün haydi fırsat ayağıma geldi, rehavetim de bitti, ama bu defa da koca İznik’te taze kayısı bitti iyi mi? İznik’i bilen bilir, zaten manavı azdır. Herkes sebze meyve alışverişini haftalık pazardan alır. Migros olması fark etmez, içindeki sebze reyonu bisküvi reyonundan daha küçük. Artık gerisini siz düşünün.

Hani şeytan bir dürttü, bu defa da şeftali ile yap diye, ama yok dedim. Bursa şeftalilerinin en güzel zamanı. Ama yok, kayısı da kayısı. Aldık, paketli kuru kayısıları yollandık mutfağa.

Devamı için tık / Press to read more

Tek tencere makarnası

Image

Kremalı, tavuklu, öğünlük makarna… Hem de tek bir tencerede hepsini halledebiliyoruz. Eh daha ne isteriz.

İnsan bazen mutfakta çok zaman harcamak istemiyor, bulaşıklar, tencereler tavalar 20 dakikalık yemek için bunlar zor geliyor. İşte bu tembellik günlerinde, doyurucu, çabuk ve minimum bulaşıkla ortaya çıkan yemekler favorimiz oluyor. Eh bu yemek bir de şık olursa, hani misafire bile çıkacak kadar hoş olursa, daha ne olsun? Yanına bir salata, sonra bir hafif tatlı, mesela bademsütlü panna cotta veya limon kreması ortaya çabuk ve hoş bir menü çıkar.

Bu tarifi oğluş internetten bulmuştu. İnternetten o kadar enteresan, yaratıcı, ama bazen de uçuk, abuk, sağlıksız tarifler çıkıyor ki, pek de itibar etmemiş, valide hanım gibi tek kaşım havada okumuştum. Okudukça oldu. Eh biz de denedik. Bir kaç ufak değişiklik, ilave ve çıkarmayla, kendi ağzımıza uyan bir tarif çıkarmayı başardık.

Başlıyorum:

Devamı için tık / Press to read more

Elmalı görünmez kek

Image

Boş zamanlarımda internetten, kitaplardan, bloglardan oradan buradan tarif okuduğum doğrudur. Eskiden dergiler, kitaplar hatta ansiklopediler karıştırırdım, şimdi internet sağolsun, herşey elimizin altında.  Geçenlerde yine internette geziniyorum, bilirsiniz, oradan buraya, sonra dur şuraya derken, nereden nasıl bulduğumu şimdi hatırlamıyorum, bu tarife denk geldim. Tee 2007’de daha blog’um ve kitabım yokken yazdığım Elmalı ıslak kek tarifime benzese de bu daha da az malzemeli.

Evet, elma mevsimi geçti geçiyor, şimdi çileklerin kirazların mevsimi. Ama olsun olsun. Tarif bulundu mu, hem de akıla yattı mı denenecek. Mecbur. Hemen bir bahane yaratıldı ve hemen denendi. Bahane şart çünkü çikolatalı değil, oğlu yemez, başıma kalır, maazallah, ben bitirmek zorunda kalırım.

Kekin orijinali Japon menşeili. Hafif yani. Öyle ballı yoğun bir şeker tadı yok. Az malzeme, minimalist bir yaklaşım, sağlıklı bir sunum, eh görünmez bir kek. Neyse, malzeme toparlandı, dediğim, elma alındı. Yumurta zaten var, azıcık şeker, azıcık un zaten dolapta.

Devamı için tık / Press to read more

Balık köftesi

Image

Balık çocuklarda genelde bir sıkıntı olmuştur. İstediğiniz kadar özenin, bebekliğinde dillerle, lüferlerle besleyin, yine de aklı bir gıdım geliştiğinde, ı-ıhh demeye başlar balığa. Oğluş çocukluğa ilk geçtiği zamanlarda, işte bu ıı-ıııhh döneminde, doktoruna dert yanmıştım, yemiyor diye. Kulakları çınlasın, antep fıstığı seviyor mu? diye sordu, Bayılırdı. “Ver bir avuç iki avuç yesin, üzme kendini de çocuğu da” demişti. 😀

Ama inatçıyım, hem de sarı inat. Ara ara denemelere hep devam ettim. Bir ara bu köfteye takılmıştık. Haftada bir mutlaka yapılırdı, o da severek yerdi. Yanındaki turşulu, dereotlu mayonez sosuna batıra batıra yerdi hem de. Zamanla ondan da sıkıldı, ben de yapmaz oldum.

Derken, geçenlerde, Donmuş mezgitlere bakarken aklıma düştü yine. Aldım, yaptım. Sevdi mi sevmedi mi emin değilim. Şimdilik ara ara yaparsam yermiş gibi duruyor. Oğluş geldi 23 yaşına, ne yediği ne yemediği hala dert. Annelik böyle birşey işte.

Mezgit ile yapıyorum, ama hem derisi hem kılçığı iyi temizlenmiş levrek ile de olur sanırım. Ama başka balıkla denemeye korkarım. Somon köftesini deneyeceğim, o da listemde. Ama daha sıra gelmedi.

Devamı için tık / Press to read more

Paris Brest

Image

Simit şeklindeki bu pasta, en favori pastalarımdandır. Genelde, çilekli ve pastacı kremalı yaparım, ama bu defa çikolatalı ve vişneli yaptım. Hem de, vişnelerini vişne likörü  yaparken kullandığım vişne tanelerinden yani bol tarçınlı, karanfilli, baharatlı.

Efendim, serde frankofonluk olunca, buna benzer fransız pastalarına özel bir düşkünlüğüm vardır. Bu pasta 1900’lerin başında, fransız bir şef tarafından yapılmış. Paris ve Brest kasabası arasındaki bisiklet yarışları için sipariş edilmiş. Bisiklet tekerleği şeklinde tasarlanmış pasta. Fransızlar malumunuz bisiklet sporunda oldukça eski bir tarihe sahip oldukları için, böyle bir organizasyona gitmeleri, uğruna pasta tasarlamaları normal tabii.

Hmmmm buradan yola çıkarsak, biz neden Edirne’deki yağlı güreşler için bir tatlı, veya bilemedin helva tasarlamamışız?

Pastanın görünüşü gözünüzü korkutmasın, sandığınız kadar zor değil. Ölçülere dikkat ettiğiniz sürece, gayet kolay. 2 saat içinde sofraya gelecek kadar işlemi de hızlı.

Devamı için tık / Press to read more

Peynirli muffin

Image

Hep tatlı yapacak değiliz ya, arada da tuzlu yapmak lazım. Çay sofralarında kekler, pastalar tartlar çeşit çeşittir. Lakin sıra tuzlulara gelince, poğaça ve börek dışında ah bir de tart dışında pek birşey gelmez akla. İşte buyurunuz. Bu güzelliğimi de unutmayınız.

Sadece çay sofraları için mi? Sabah kahvaltıları için de muhteşem bir alternatif. Brunch sofraları için de güzel, açık büfeler için de.

Ben size baz tarifi vereceğim. Alternatifleri de yanında sıralayacağım. Çeşitlendirmesi size kalmış. Ben denediğimi yazarım canım!

Bu tarifi 3 defa yaptım. İlkinde rende kaşar kullandım. Fırından çıkınca ılık ılık enfesti, ama soğuyunca, erimiş kaşarlar sertleşince esprisi gitti. Daha sonra keçi peyniri kullandım. Biraz fazla güçlü geldi tadı. Hani ben seviyorum tamam ama, herkes o kadar aromalı sevmeyebilir. Son denememde ise “süzme beyaz” dedikleri peynirden kullandım. Bu beyaz peynirden daha keskin ama daha kıvamlı bir peynir. Soğuduğu zaman yumuşaklığını kaybetmiyor, tadı beyaz peynirden daha belirgin.

Buyurunuz tarife:

Devamı için tık / Press to read more