Renk renk panna cotta 12 porsiyon 175 kal

Image

Panna cotta. En sevdiğim italyan tatlılarından biri. Tiramisu ve aslında en basitinden espresso kahve içinde bir top sütlü dondurmadan ibaret olan affogato dışında buldum mu kaçırmam dediğim tatlıdır kendileri. İsmi sizi yanıltmasın, panna cotta, pişmiş krema demek olsa da, evet hafifçe pişer, ama kaynamaz, fırına ise hiç girmez.

Kat kat panna cotta

Buzdolabından çıkıp böyle buzlu buzlu bardaklarda sofraya gelecek şekilde yaptım. Bardacık içinde servis yapmanın en güzel yanı hem bu renk cümbüşünü göstermek, hem de serinliğini görsele yansıtmak olsa gerek.

İtalya’da son derece sade bir sunumla, genelde üzerinde ve yanında çilek sosu veya orman meyvaları sosu ile gelir. Öyle çok uç noktalarda sunumlarını göremezsiniz. Zaten panna cotta’yı bu kadar klasik yapan da budur.

Valide sultan’a ilk tattırdığımda, hafif oluşunu beğendi, su muhallebisine benzeterek beni yıktı 🙂 Su muhallebisini hiç sevmeyen biri olarak ciddi bir hayal kırıklığına uğradım. Ben hala panna cotta’nın iç baymayan hafif tadı, neredeyse jölemsi duruşuna hastayım.

Ben-deniz, panna cotta daha önce badem sütü ile denemiştim. Muhteşem olmuştu. Bu defa kat kat yapmak istedim. Profesyonel sunumlarda, sofra ve davetlerde şu yamuk doldurulmuş bardacıklara hastayım. Denenecek, yapılacak. Eh, ilk fırsatta denendi.

Haydi, buyurun tarife

Devamı için tık / Press to read more

Sakızlı Lorlu kurabiye

Image

Yolunuz Ayvalık’a düştüyse, turistik veya değil, bu kurabiyeyi es geçmiş olamazsınız. Sakızlı lorlu ve hatta zeytinyağlı bu muhteşem kurabiye, yanında kocaman bir bardak çayla enfes. Her rehberde, gezi yazısında mutlaka bahsi geçer. Eski çarşı içinde, köşede, 1946’dan beri çalışıyor Güler Tatlıhanesi. İsmi bile tarihi değil mi?

Lorlu sakızlı kurabiye

Türkiye’de maalesef aile işletmeleri 2 jenerasyon ya yaşar ya yaşamaz. Ama bu tatlıhane, kaç jenerasyon taşımış siz düşünün. Hala eski dekorasyonlarıyla, hala eski 1947’den kalma dondurma makinaları ile ve tabii ki hala eski artık geleneksel tarifleriyle çalışıyorlar. Umarım daha uzun yıllar çalışmaya devam ederler.

Hani deniz dönüşü, burnunuz ve omuzlarınız hafif hafif yanarken, banyonuzu yapmış, nispeten “ayıplık” yazlıklarınızı giymişsinizdir. Çay demlenir, deniz sizi iyice acıktırmışken, yanına vişne şerbeti ile, limonata ile veya kocaman su bardaklarında paşa çayı ile balkonda yersiniz. Kırıntılar döküldükçe büyüklerin yüzü asılır, sonra parmağınızı yalayarak da o kırıntılar toplanır 😀 İşte o günlerdeki kurabiye.

İçindeki malzemelere bakarsak, son derece klasik, anneannelerimizin de evinde bulunan malzemeler. Zeytinyağı, tabii ki Ayvalık simgesi olarak sızma. Karbonat, birkaç damla limonla köpürtülmüş, kurabiyeye o tatlı sarı rengini verecek ve kabartacak. Lor, mümkünse süt kestirilerek evde yapılacak, yumurta, bahçedeki çilli tavuktan, un ve şeker köşedeki bakkaldan. Sakız tabii ki komşu adadan, ya da daha güzeli, keşke, bahçedeki ağaçtan.

Ayvalık kurabiyesi

Bu kadar nostalji yaptıktan sonra yapımına geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Yazlık Galet

Image

Galet… Tart gibi ama daha kolay

Galet, tart kalıbı olmadan, kabaca yapılan tarta benziyor. Görüntü ve kolaylık itibarıyla, son derece kolay, hatta şapada-şupada yapılan, pişirmesi de sanki köy fırınında yapılıvermiş gibi olan, son derece yazlık, son derece kırsal bir tarif. Tart kalıbına ihtiyaç duymadan yapabileceğiniz güzel bir tart. Daha önce defalarca görmeme rağmen, denemek içimden gelmemişti. Nedense, bu hafta gelivereceği tuttu.

Tart, pay, kiş familyasının en sade üyesi galettir. Kalıp istemez, düzgün açmayı gerektirmez, Aman kalıba küçük geldi, yama yaptım, kalın oldu, ortası yırtıldı, yok kenarları düzgün olmadı, uğraştırmaz. Hem meyveli, hem tuzlu pek ala da yapılır. Arada değiştirmeniz gereken tek şey, hamurundaki şeker miktarı olacaktır. Yoksa hamurun geri kalanı tamamen aynı. Un-Yağ-soğuk su.

Bu aralar şeftali ve erik beraberliğine taktıysam da, bu galeti nedense tuzlu istedim. Tazesi olmasına rağmen kuru domates, ızgara kabak ve ızgara patlıcan ve tabii ki bunlara eşlik eden güzel bir keçi peyniri. Kuru domatesin o hafif ekşi ama yoğun tadını ve gevrek dokusunu çok seviyorum. Eh hem kabak hem patlıcan en güzel zamanında. Manzarası mükemmel, tadı daha da şahane. Yoğun, bol kekikli enfes bir yemek oldu. Yanında bol yeşillik salata harika bir akşam yemeği.

Hamuru, pate brise dediğimiz, yağ-un ana maddesiyle, ve eğer şartsa, soğuksu ile yapılan bir hamur. Tercihan elinizi bile değdirmeden, herşeyi çok çok soğukken karıştırmanız lazım. O yüzden eskiden çatalla veya hamur karıştırma bıçaklarıyla yapılıyormuş. Şimdi, atıyorsun hepsini blendera iş bitiyor.

Bu kadar reklamdan sonra tarife geçelim.

Devamı için tık / Press to read more

Kayısılı muhallebi

Image

Kayısılı muhallebi tarifini çok sevdiğim bir kuzenim verdi. Sağlığına, yeme içmesine son derece meraklıdır, probiyotiklerden sirkesine herşeyini kendisi yapar, son yıllarda katı bir şekilde Karatay rejimini uygular. Hatta küçük kızı Hande Gürdoğan da muhteşem bir yemek kitabı yayınladı ABD’de The Gift of Real Food tamamen sağlıklı beslenme ve enfes tariflerle dolu. Sevgi ve gururla takibindeyiz.

İşte Sevde abla’nın verdiği tarifi, kışın ilk boş anda fırsat yaratarak denedim ve muhteşem oldu. Kuru kayısıyla yapmama rağmen ve pek sevmesem de pirinçunu kullanılmasına rağmen, tarifin hakkını vermek lazım. Yazın da kayısıların en parlak döneminde bu defa tazecik kayısılarla yapayım derken işte yaz rehaveti midir nedir, kaçırdım. Geçen gün haydi fırsat ayağıma geldi, rehavetim de bitti, ama bu defa da koca İznik’te taze kayısı bitti iyi mi? İznik’i bilen bilir, zaten manavı azdır. Herkes sebze meyve alışverişini haftalık pazardan alır. Migros olması fark etmez, içindeki sebze reyonu bisküvi reyonundan daha küçük. Artık gerisini siz düşünün.

Hani şeytan bir dürttü, bu defa da şeftali ile yap diye, ama yok dedim. Bursa şeftalilerinin en güzel zamanı. Ama yok, kayısı da kayısı. Aldık, paketli kuru kayısıları yollandık mutfağa.

Devamı için tık / Press to read more

Tek tencere makarnası

Image

Kremalı, tavuklu, öğünlük makarna… Hem de tek bir tencerede hepsini halledebiliyoruz. Eh daha ne isteriz.

İnsan bazen mutfakta çok zaman harcamak istemiyor, bulaşıklar, tencereler tavalar 20 dakikalık yemek için bunlar zor geliyor. İşte bu tembellik günlerinde, doyurucu, çabuk ve minimum bulaşıkla ortaya çıkan yemekler favorimiz oluyor. Eh bu yemek bir de şık olursa, hani misafire bile çıkacak kadar hoş olursa, daha ne olsun? Yanına bir salata, sonra bir hafif tatlı, mesela bademsütlü panna cotta veya limon kreması ortaya çabuk ve hoş bir menü çıkar.

Bu tarifi oğluş internetten bulmuştu. İnternetten o kadar enteresan, yaratıcı, ama bazen de uçuk, abuk, sağlıksız tarifler çıkıyor ki, pek de itibar etmemiş, valide hanım gibi tek kaşım havada okumuştum. Okudukça oldu. Eh biz de denedik. Bir kaç ufak değişiklik, ilave ve çıkarmayla, kendi ağzımıza uyan bir tarif çıkarmayı başardık.

Başlıyorum:

Devamı için tık / Press to read more

Kabaklı görünmez kek

Image

Demiştim size, bu “görünmez” keki farklı şeylerle deneyeceğim diye. Armuttan önce kabaklısını denedim Harika oldu. Hafif, sunumu şık, kolay.

Bol nane, bol dereotu ile bahar bahar bir aroma, dilim dilim bir sunum. Diyeceksiniz k, kabağı kaç türlü yapabilirsin ki? Ya da daha sert bir yorum, e bunun mücverden ne farkı var. 😀 Yok! Ya da var! Kabakları rendeleyip sıkma derdiniz yok. İncecik dilimlemeniz yeterli. İçinde taze soğan yok. Hani bazılarına hazımsızlık yapar ya. 😉

İlk yaptığımda nanesi az geldi, elinizi korkak alıştırmayın, öyle 1-2 sap ile yetinmeyin. Şöyle yarım demeti koyun derim. Haydi başlıyoruz:

 

Devamı için tık / Press to read more

Elmalı görünmez kek

Image

Boş zamanlarımda internetten, kitaplardan, bloglardan oradan buradan tarif okuduğum doğrudur. Eskiden dergiler, kitaplar hatta ansiklopediler karıştırırdım, şimdi internet sağolsun, herşey elimizin altında.  Geçenlerde yine internette geziniyorum, bilirsiniz, oradan buraya, sonra dur şuraya derken, nereden nasıl bulduğumu şimdi hatırlamıyorum, bu tarife denk geldim. Tee 2007’de daha blog’um ve kitabım yokken yazdığım Elmalı ıslak kek tarifime benzese de bu daha da az malzemeli.

Evet, elma mevsimi geçti geçiyor, şimdi çileklerin kirazların mevsimi. Ama olsun olsun. Tarif bulundu mu, hem de akıla yattı mı denenecek. Mecbur. Hemen bir bahane yaratıldı ve hemen denendi. Bahane şart çünkü çikolatalı değil, oğlu yemez, başıma kalır, maazallah, ben bitirmek zorunda kalırım.

Kekin orijinali Japon menşeili. Hafif yani. Öyle ballı yoğun bir şeker tadı yok. Az malzeme, minimalist bir yaklaşım, sağlıklı bir sunum, eh görünmez bir kek. Neyse, malzeme toparlandı, dediğim, elma alındı. Yumurta zaten var, azıcık şeker, azıcık un zaten dolapta.

Devamı için tık / Press to read more

Balık köftesi

Image

Balık çocuklarda genelde bir sıkıntı olmuştur. İstediğiniz kadar özenin, bebekliğinde dillerle, lüferlerle besleyin, yine de aklı bir gıdım geliştiğinde, ı-ıhh demeye başlar balığa. Oğluş çocukluğa ilk geçtiği zamanlarda, işte bu ıı-ıııhh döneminde, doktoruna dert yanmıştım, yemiyor diye. Kulakları çınlasın, antep fıstığı seviyor mu? diye sordu, Bayılırdı. “Ver bir avuç iki avuç yesin, üzme kendini de çocuğu da” demişti. 😀

Ama inatçıyım, hem de sarı inat. Ara ara denemelere hep devam ettim. Bir ara bu köfteye takılmıştık. Haftada bir mutlaka yapılırdı, o da severek yerdi. Yanındaki turşulu, dereotlu mayonez sosuna batıra batıra yerdi hem de. Zamanla ondan da sıkıldı, ben de yapmaz oldum.

Derken, geçenlerde, Donmuş mezgitlere bakarken aklıma düştü yine. Aldım, yaptım. Sevdi mi sevmedi mi emin değilim. Şimdilik ara ara yaparsam yermiş gibi duruyor. Oğluş geldi 23 yaşına, ne yediği ne yemediği hala dert. Annelik böyle birşey işte.

Mezgit ile yapıyorum, ama hem derisi hem kılçığı iyi temizlenmiş levrek ile de olur sanırım. Ama başka balıkla denemeye korkarım. Somon köftesini deneyeceğim, o da listemde. Ama daha sıra gelmedi.

Devamı için tık / Press to read more

Paris Brest

Image

Simit şeklindeki bu pasta, en favori pastalarımdandır. Genelde, çilekli ve pastacı kremalı yaparım, ama bu defa çikolatalı ve vişneli yaptım. Hem de, vişnelerini vişne likörü  yaparken kullandığım vişne tanelerinden yani bol tarçınlı, karanfilli, baharatlı.

Efendim, serde frankofonluk olunca, buna benzer fransız pastalarına özel bir düşkünlüğüm vardır. Bu pasta 1900’lerin başında, fransız bir şef tarafından yapılmış. Paris ve Brest kasabası arasındaki bisiklet yarışları için sipariş edilmiş. Bisiklet tekerleği şeklinde tasarlanmış pasta. Fransızlar malumunuz bisiklet sporunda oldukça eski bir tarihe sahip oldukları için, böyle bir organizasyona gitmeleri, uğruna pasta tasarlamaları normal tabii.

Hmmmm buradan yola çıkarsak, biz neden Edirne’deki yağlı güreşler için bir tatlı, veya bilemedin helva tasarlamamışız?

Pastanın görünüşü gözünüzü korkutmasın, sandığınız kadar zor değil. Ölçülere dikkat ettiğiniz sürece, gayet kolay. 2 saat içinde sofraya gelecek kadar işlemi de hızlı.

Devamı için tık / Press to read more

Peynirli muffin

Image

Hep tatlı yapacak değiliz ya, arada da tuzlu yapmak lazım. Çay sofralarında kekler, pastalar tartlar çeşit çeşittir. Lakin sıra tuzlulara gelince, poğaça ve börek dışında ah bir de tart dışında pek birşey gelmez akla. İşte buyurunuz. Bu güzelliğimi de unutmayınız.

Sadece çay sofraları için mi? Sabah kahvaltıları için de muhteşem bir alternatif. Brunch sofraları için de güzel, açık büfeler için de.

Ben size baz tarifi vereceğim. Alternatifleri de yanında sıralayacağım. Çeşitlendirmesi size kalmış. Ben denediğimi yazarım canım!

Bu tarifi 3 defa yaptım. İlkinde rende kaşar kullandım. Fırından çıkınca ılık ılık enfesti, ama soğuyunca, erimiş kaşarlar sertleşince esprisi gitti. Daha sonra keçi peyniri kullandım. Biraz fazla güçlü geldi tadı. Hani ben seviyorum tamam ama, herkes o kadar aromalı sevmeyebilir. Son denememde ise “süzme beyaz” dedikleri peynirden kullandım. Bu beyaz peynirden daha keskin ama daha kıvamlı bir peynir. Soğuduğu zaman yumuşaklığını kaybetmiyor, tadı beyaz peynirden daha belirgin.

Buyurunuz tarife:

Devamı için tık / Press to read more

Kahveli bardacık veya Nescafeli Mus

Image

Ağır bir yemeğin ardından veya geniş bir davet sofrasından sonra, tatlı her zaman bir şarttır benim için. Bir de değil, iki çeşit tatlı olmazsa olmaz. Hatta, bir keresinde işi abartıp 4 çeşit bardacık yapmıştım. Kalabalık bir yılbaşı yemeği idi, özel bir davetti. 😀 Ama 4 çeşit bardacığı yapmak, bardaklamak o kadar zaman aldı ki, strese girdim. Bir daha tövbe dedim.

Aslında bütün tatlıları bardakta yapmak mümkün. Porsiyonu küçültüp, sunumu güzelleştiriyoruz. Hem de yenmeyenler bozulmadan ertesi gün yapılacak artık partisine tertemiz kalabiliyor. Bu tarifteki bardacık ise, ancak bardakta sunulur. Daha büyük bir kapta olmaz, hele kaşık kaşık hiç servis yapılmaz. Buzdolabında, üzerini streç film ile kapadığınız zaman,  çok rahat 2-3 gün bekleyebiliyor, hatta bekledikçe güzelleşip kıvam buluyor. Bu da ne demektir, davetten 2-3 gün önce yapabilirsiniz.

Aşağıdaki tarifte verdiğim ölçüler 2-3 denemeden sonra oturdu. Ancak sizin kahvenizi ve tatlınızı nasıl sevdiğiniz ile çok yakından alakalı. Sert kahveden hoşlanıyorsanız, kahve miktarını sadece 1 tatlı kaşığı artırmanız yeterli.

Malzemeler,

  • 2 paket krema
  • 4 silme tatlı kaşığı nescafe gold
  • 3 tatlı kaşığı silme tozşeker

Hepsi bu kadar. Hepsini derin bir tencereye atın, karıştırarak erimesini sağlayın. Ve 3-4 dakika kadar kaynamasına izin verin.

Sonra, bardaklara pay edin. 2 paket kremadan 6 bardak çıkıyor. Ancak bu bardaklarınızın büyüklüğüne bağlı tabii. Ben 60ml’lik (1/4 cup ölçüsü) bardaklar kullandım. Kremanın üzerine isterseniz kahve çekirdekleri ile veya çırpılmış krema VE kahve çekirdekleri ile süsleyebilirsiniz.

Çırpılmış kremayı bardağın o kadar minik ağzına nasıl sıkıcam, el becerisi ister diye çekiniyorsanız, marketlerde sprey hazır kremalar var. Ben Hochwald’ın Topping Star kremasının tadından ve kullanım kolaylığından çok memnun kaldım.

Afiyet şeker olsun!

Browni üstü kurabiye

Image

Bu tarif önüme düştüğünde fikir çok hoşuma gitti, ama düşün taşın nasıl olacak da pişecek pek de aklıma yatmadı. Uzun zaman önümde durdu, gözümün önünde, ama denemeye elim gitmedi. Sonunda denemeye cesaret ettiğimde bu defa oğluşun evde olduğu, tadına bakıp yorum yapabileceği zamanı kovaladım.

Et voila!

Brookie diye geçiyor. Hem browni, hem cookie. Gerçekten üstü kıtır kurabiye, altı brownie.  Gerçekten de keserken bile kıtır kıtır üstü. Eğer pişirme süresini de iyi ayarlarsanız, altı da ıslak bir browni. Yok çok pişirirseniz, o vakit, kek oluyor. Olsun olsun 🙂 O da güzel.

Devamı için tık / Press to read more

İrmik helvası

Image

Kandil deyince, mevlütlerde, kayıplarda, doğumlarda, helva pişecekse, annem irmik helvası yapar. Ben un helvası severim, herkese de tembihledim. Benim arkamdan un helvası rica ediyorum diye. Bakın buraya da yazdım, bulunsun.

Helva deyince, uzun uzun kavrulmak vardır. “Yemekle beraber pişeceksin” in alasıdır yani. Artık fıstıkla mı, bademle mi nasıl yapacaksanız, anılacak kişilerin listesi ile beraber, dualarla, hatıralarla, güzel düşünceler ve dileklerle uzun uzun kavrulur. Sonrasında şerbeti eklenir, mutlaka sıçrar, biraz yanık olur, ocak sıçrayanlarla batar, sonra klasik havlu veya peçetelere sarılır demlenir. Üzerinde tarçın ile veya dondurma ile, ılık veya buz gibi servis yapılır zamanı gelince. Benim ilk hatırladığım, kase kase konu-komşuya dağıttığımdır. Adettendir, gelen helva kapları da aynı aşure kaplarında olduğu gibi dolu gönderilir.

İrmik helvası deyince, tereyağlı olacak, sütlü olacak, şekerine binmemiş olacak. Yerken ılık olacak, fıstığı veya bademi bol olacak. Yedikten sonra da bayıltmayacak. Çok şey istedim değil mi? Ama işte. Defterde tam da öyle bir tarif var.

Her ailede, bir helvacı vardır. Annem klasik tarifinden hiç şaşmaz. Kardeşim sosyal bakımdan en girişkendir, dua, mevlüt, kandil, aile, konu-komşu sever. Herkesin helvasını karıştırmışlığı, duasına katılmışlığı vardır. Ablam, yemek işlerine pek bulaşmaz. Sever, yapar, yaptı mı da güzel yapar, ama bizim gibi meraklı değildir. Ben daha alafranga şeyleri, daha macera dolu tarifleri severim. Helvaya gelene kadar şöyle pastaları, tartları, kişleri dolaşmayı tercih ederim. Daha az yağlı, daha az tatlı.

Lafı çok uzattım, farkındayım, bu tarif kardeşimden. Valide sultan’ın alıştığımız klasik irmik helvasından sonra, bu hem çok daha kolay, hem de daha hafif.  O yüzden şimdi ben de bu tarifi yapıyorum gerektikçe. Nasıl ama, gerektikçe…

Geçelim tarife;

Devamı için tık / Press to read more

Pavlova

Image

Burada basit bir teknik anlatacağım. Daha sonrasında içini çeşitlendirmesi, süslemesi sizin yaratıcılığınıza kalmış. Ben size yolu açacağım, siz yürüyüp gideceksiniz.

Pavlova, oldukça eski, geleneksel, çok bilinen ve tanınan bir pasta çeşidi. Basitleştirmek gerekirse, altı kocaman bir mereng tart, veya beze tart, üzeri krema ve meyve. Bu tartı minik minik porsiyonlar mısınız, yoksa kocaman bir kase gibi mi yaparsınız, üzerine sap mı yaparsınız size kalmış. İçi de pastacı kreması da olur, krem şanti de olur, ben bu işin ustasıyım derseniz, kestane püresi de olur. Dedim ya, bu genel olarak bir pasta çeşidi.

Biraz el oyalayıcı olduğu doğrudur. Bazı püf noktaları da var. Ama bunları bilince, süsle süsleyebildiğin kadar, oyna dur mutfakta. Misafire çıkarması pek havalı, alacağınız övgüleri de düşününce değer. Kesin değer…

Ben bu tarifimde dediğim gibi, basit (?) kaşlar kalkmasın 🙂 bir kırmızı meyveli pavlova tarifi vereceğim.  Renkleri itibarıyla yılbaşı sofrasına mükemmel uyar. İsterseniz sadece çilek ile enfes bir yaz pastası da yapabilirsiniz.

Devamı için tık / Press to read more

Portakallı bademli kek

Image

Bu ara portakallara taktım. Önce çikolatalısı, yok fırında tatlısı derken crumble’ı ve sonunda sıra keke geldi 😉 Doğruya doğru bu keki dört beş sene önce çok yapmıştım. Sonra bende modası geçti, unuttum, attım bir kenara. Şimdi yeniden tozlu sayfaları karıştırıp çıkardım ortaya. Eh glutensiz ve yağsız olunca da birden heyecan yarattı.

Bu ara glutensiz deyince akan sular duruyor. Yüzyıllardır yediğimiz içtiğimiz herşeyde olan gluten bir anda tu-kaka oldu. Tamam, bazılarımıza alerji yapıyor olabilir, hatta bebeklerde ciddi sorunlar çıkarabilir, ama gayet sağlıklı insanların tamamen glutensiz beslenmeye geçmesini anlayamıyorum. Herşeyden azıcık azıcık, düzenli beslenmek varken hayatından çıkarmak nesi?

Dışarıda yediklerimizin içinde ne var kontrol edemiyoruz tabii. Sonuçta bir dilim ekmek yedim, içindeki gluten nedir ki deseniz bile, yemeğin sosunda, salatanın içinde “gizlenmiş” daha da fazla gluten alıyoruz belki de. Günlük doz-aşımı oluyor. Hadi öyle olsun. 🙂

Buyurunuz hafif, ıslak, glutensiz ve yağsız ama buram buram portakal kokan, lezzetli mi lezzetli keke.

Devamı için tık / Press to read more

Fırında portakal tatlısı

Image

Portakalın son günleri artık. Kalın kabuklu reçellik yafalar piyasaya düşmeye başladı bile. Şimdi mevsim dönümünde güzel portakal bulamayacağız, ama eldeki portakalları da pek ala değerlendirebiliriz. 🙂

Bu tatlıyı ilk defa bir meyhanede yedim. Kafa bir dünya falan değildi, gayet ayık, gayet uyanık, şen şakrak bir sohbetten sonra nasıl olsa, e tatlısız olmaz dedik, garson abi, bize uzun bir liste saydı, kararsız biz hatunlar kararsız kalınca, “Durun ben size ortaya karışık yapayım” dedi. “Little little into the middle” diyerek mutfağa yolculadık. Elinde kocaman bir tabakla geldi. Ortada kaymak, çevresinde çeşit çeşit tatlılar. Ben, kalbura bastıyı direk es geçtim, cevizi itekledim, ekmek kadayıfından bir minik parça aldım, kabağı görmezden geldim, ama dur bir dakika,  oradaki portakal mı? Diye takıldım kaldım.

Efenim, portakal reçeline bayılırım. Kahvaltıda tatlı sevmem, ama hafif sertleşmişse hele, portakal kabuğuna hayır demem, diyemem. O hafif acımsı tadı, buram buram kokusuna hastayım. Derken, bir kocaman dilimi kaymağıyla beraber götürdüm. Ona değmiş, buna değmemiş, kabuğu nasıl yumuşamış derken, bir yarım daha götürecektim ki, masadakilere acıdım.

Serde maceracılık var ya, garsona veya ahçıya nasıl yapılır sorulmadı, ama iyice bir tarttım, öyle mi, böyle mi derken, sanırım ilk seferinde buldum.

Buyurunuz tarife;

Devamı için tık / Press to read more

Kuru erik tatlısı

Image

Kuru meyve ve kuruyemişin her türlüsünü severim. Yabanmersininden kayısıya, hurmadan duta her türlüsünü severek yerim. Ancak genelde sabah kahvaltısında veya en fazla ara öğün olarak tüketirdim. Ha bir de hurma ile yaptığım bir aperatif vardı o kadar. Pastaya keke kullandığım yaban mersinleri dışında pek de yemeklerde kullanmazDIM.

Bu aralar, az şekerli veya tercihan şekersiz tatlılara dadandım. Bu tatlı da akabinde geldi. Hani “Evrene mesajımı gönderdim, A-aaa karşıma çıkıverdi” misali. 😀

Çok eski bir arkadaşım önce tarif etti. Kızının dahil olduğu bir “mutlu tanışma” yemeği için menü hazırlarken çıktı ortaya, o güzel gece için beraber yaptık. Sonra da ben ilk fırsatta denedim. Bu dileğimi neden daha önce evrene göndermemişim merak konusu. Çok şey kaçırmışım.

Ağır bir yemeğin üzerine hem kolay, hem lezzetli, hem havalı, hem hafif. Bir diğer güzel yanı da 1-2 gün önceden yapıp buzdolabında saklanıyor olması. Sosun içinde kaldıkça lezzeti artıyor sanki.

Bir laf vardır hani.

Güzel olan ne varsa hayatta

Ya sağlıksız

Ya kanunsuz

Ya ahlaksız

Bu hiç öyle değil valla. Çok da sağlıklı.

Devamı için tık / Press to read more

Fırın karnıbahar hem de acılı

Image

Bu aralar çok fazla kek-pasta gidince, herkes yapıp yapıp nasıl zayıf kalıyorsun dedi. Hahahah, ben yemiyorum ki, yapıp yediriyorum. İşin sırrı burada işte. Bu zaman içinde de bir kaç tarif denedim. Yazmak kısmet olmadı, şimdi yazayım dedim. Bunlardan bir tanesi karnabahar tarifi. Ben sevdim, hatta bayıldım. İlk yaptığımda bir küçük karnabaharı yuttum resmen. İkinci yaptığımda o kadar açtım ki,  tam da pişmeden 2-3 tane yedim. Fırından erken çıkarmışım. Oğluş hatırlattı. : “Karnabahar gaz yapar öğle zamanı” 🙂 Tepsi tekrardan fırına girdi. İyice pişti

Bakalım siz de sevecek misiniz?

Önce ilk beyaz sosumuzu yapalım.

  • 1 bardak kadar yoğurt
  • 2 yemek kaşığı tepeleme un
  • sarmısak tozu
  • tuz
  • karabiber

Bu malzemelerin hepsini güzelce karıştırın. Derin bir kap kullanın.

Karnabaharı çiçek çiçek ayırın. Her biri bir lokma olacak kadar minik olsun. sonra sosun içine atın, her tarafı bulansın.

15-20 dakika 180 derece fırında pişirin. Bu arada ikinci sosu hazırlayın.

  • ince toz acı biber (tatlısını veya daha yoğun bir tat istiyorsanız tütsülenmiş paprika da kullanabilirsiniz)
  • 1 çorba kaşığı bal
  • 1 çorba kaşığı sirke
  • acısso  sos 2-3 damla (tabasco sos demiyorum, onda hafif bir ekşilik var)
  • zeytinyağı
  • 1 çorba kaşığı biber salçası

Burada önemli olan SİZİN ağız tadınız. Sirke ve bal tadı keskinleştirmeye yarıyor. Acısını da istediğiniz gibi ayarlayın. Karnabahar nispeten hafif bir tat olduğu için bol baharat kaldırıyor.

üzeri hafifçe kızarmaya başladığı zaman çıkarın, ikinci sosa bulayın. Bulayın dediğim, tepsiden kaseye, sonra tekrar tepsiye yapmak zor olabilir, o durumda çiçeklerin üzerine kaşık kaşık bu sostan dökebilirsiniz.

Tekrar fırına atın. Üzeri kızarana kadar 10 dakika gibi, fırınlayın. yanında incecik dereotlu yoğurt sos ile servis yapın.

İyice yumuşayan karnabaharları baharatlı baharatlı, acılı acılı yoğurt sosa bulayıp yemek çok güzel!!!!

Afiyet şeker olsun!

Armutlu tart

Image

Tart dediğinizin tabanı kıtır olmalı, hani neredeyse kurabiye gibi. İçi hafif olmalı, üzerindeki meyve de artık çilek olmasın bir zahmet. Mevsim meyvesi olsun. Bir fark yaratalım, lütfen jöleli kaplanmış parlaş olmasın, ama hafif karamelize olmuş olsun. Hafif yansın şöyle.

Deyince, işte ortaya bu tart çıktı. Çarşıda pazarda sapsarı armutları görünce aklıma düştü bu tart.

Tartın tabanını, klasik tek yumurta sarılı, mis gibi tereyağlı tart hamurundan yaptım.

Devamı için tık / Press to read more

Turunçgil kabuğu şekerlemesi

Image

Farkındayım, çok genel bir başlık oldu. Ama bu portakal kabuğu için de olabilir, bergamot kabuğu için de. Kalın kabuklu her meyve için kullanabileceğiniz bir şekerleme yöntemi anlatacağım.

Portakal kabuğu ile bergamot kabuğunun işlenmesi biraz farklı. Ama çok az. O yüzden tarif üzerine tarif yazmaktansa bir kerede hepsini toparlayayım dedim.

Şimdi öncelikle seçtiğimiz meyvenin aromalı ve etli kabuklu olmasına dikkat ediyoruz. Hepsini birden yememize veya soymamız ziyanlık yaratacaksa, kabukları soydukça kurutmamız mümkün. Yani sıktınız bergamotu, kabuğunu koyun saklayın, soydunuz portakalı, kabuklarını saklayın.

Bergamot yaparken, kabuğunun dışını rendeledim. Onu da toz şekerle karıştırıp kavanoza aldım. Böylece kek veya çaya ekleme şansım oldu. Yani bir bergamot, hem çaya, keke, hem şekerlemeye eh suyuyla da salataya tat kattı, iyi mi 🙂

Portakal yaparken ise, sadece kesip kuruttum. Kuruduktan sonra şekil vermek veya tekrar kesmek zor olacağı için son şeklinde kurutun derim.

Elinizde yeterli kabuk olduğu zaman, veya canınız fena halde şekerleme çektiği zaman, kabukları 2-3 defa kaynar suda haşlayın. Bu ne demek, kabukları kaynar suya atın, 5-10 dakika kaynatın, suyu dökün, yeni kaynar su koyun, kaynatmaya devam edin. Böylece kabukların acısı iyice çıkacak. Ben portakalları 2 defa, bergamotları 3 defa kaynattım.

 

Kaynayıp, yumuşayan bergamot kabuklarını, kağıt bir peçeteye alın, süzün, hafifçe kurutun. Sonra bir tencerede 1-1 ölçüde şerbet yapın. Yani bir bardak suya, bir bardak tozşeker. İyice kaynatın, sonra içine kabukları atın.. Bu defa 20 dakika kadar, kabuklar şekeri iyice emene kadar kaynatın. 1 bardak şerbet ile 2 portakalın kabuğu oluyor. Daha fazlası için, şerbet miktarını artırmanız gerekecektir. 

İyice şerbetlenen kabukları bu defa yağlı kağıda çıkarın, şekerlerini süze süze.. Çok sulu kalmasın. Bundan sonrası değişiyor.

Portakal kabuklarını hafif ıslakken ben yine tozşekere buladım. Çukur bir tabağa tozşekeri döktüm, iyice buladım, sonra yine kurumaya bıraktım, sonra da kabuğun yarısını erimiş bitter çikolataya bulayıp kuruttum.

Bergamot kabuklarını ise öylece bıraktım. Birşeye bulamadım yani. Ama şekere be sonra çikolataya bulamak isterseniz deneyin derim.

Hatırlatmak önemli, şekerde piştikten sonra çok uzun zaman dayanmıyor. Kabuklar 2-3 gün içinde sertleşmeye başlıyor. Ağzı kapalı olarak buzdolabında tutmanızı tavsiye ederim.

Afiyet şeker olsun.