Elmalı strudel

Image

Valide sultanın 1966-67 tarihli tarif defterinden devam…

Çocuktum, ufacıktım, Nişantaşı’nın pastanelerinde, ekşi krema satılırdı. Biz de gider gider, ya çilekler için, ya elmalı tartlar için kutu kutu alırdık. Bu ekşi kremanın tadını unutmama imkan yok. Hem ekşi, hem de bulut gibi hafif, köpük köpük bir kremaydı. Krem Şanti diye alırdık o zamanlar, ama şimdi bakıyorum, bugünün krem şantileri gibi değildiler. Meğer ekşi kremaymış ! Zaten dayanamayıp geçenlerde bizim buradaki bir pastaneye sordum, böyle böyle bir krem şanti alırdık biz diye. “Yasak abla artık. Onlar pastörize edilmemişti, o yüzden artık yasak, satamıyoruz. İstersen krem şanti vereyim” dedi. Aman istemem, ırak olsun o yağ bombası lezzetsiz yapay şey! Krema demeğe bile dilim varmıyor.

Elmalı strudel’i valide sultanın defterinde bulunca, bunlar aklımdan geçti. Yanında şöyle Saray pastanesinin kreması olacaktı kiiiiiii… Ama olsun, olsun… Dondurmayla da olur, hatta hiç bir ilavesiz de pek ala olur diye atladım tarife..

Tarif kolay, ancak o Cafe Vienne’in yufkadan yapılan strudel’i gibi . Gerçi beceri meselesi. Eğer yufkayı o incelikte açmayı becerebilirseniz, hani arnavut veya makedon göçmenleri gibi, elinizi öperim. Ama bendeniz, o derece ince açmayı başaramadım. En azından ilk seferinde yaptığım daha kalın oldu. Ama kesin bilgidir, annemin yaptığı gibiydi. 😀 Hamuru kıyır kıyır, içi tarçın ve bol zencefilin keskinliği ile aroması keskin, elmaları yumuşak, bademler ile kıtır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Verilen tariften, 2 adet 30cm’lik parça çıkıyor. Birincisi, fırından çıktıktan yarım saat sonra bitmişti. Eve götürmecesine 🙂 En sevdiğim şekilde yani. İkincisinden kalanları da ancak fotoğraflayabildim.

Tarife geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Vasilopita – Yılbaşı keki

Image

Yılbaşı keki Vasilopita

İnsanın önüne bazen tarifler düşüyor.Yılbaşı hediyesi olarak, Varnalı Un’dan kocaman bir kutu dolusu tam buğday unu geldiğinde, yılbaşı için nasıl bir kek yapsam diye aranıyordum. Seçeneklerden biri ,panettone diğeri ise, annemin mahlepli üzümlü kekiydi. Panettonenin kabarması, pişmesi için gereken zaman yoktu. Tam mahlepli üzümlü keke hazırlanırken, bir grupta, yılbaşı çöreği lafı açıldı. 

Çocukken, her yılbaşı, hindi kadar elzem bir şekilde, annem pastaneden üzerinde yeni yılı yazan çöreklerden alır, altına güzelce bir lira sıkıştırırdı. Yemek faslı bitip, dansöz de seyredildikten sonra çay ile çörek kesilir, o para kime çıkarsa, dileği olacak kabul edilirdi. Çocukken yılbaşında dilediğimi daha nisan olmadan unuttuğum için, dileğim gerçekleşti mi hiç bilmiyorum. Ama çocukları oyalamak için güzel bir adet değil mi?

Normalde, bu çörek, mayalı, mahlepli sakızlı enfes bir paskalya çöreğidir. Sadece saç örgüsü şeklinde değil de, kocaman yuvarlak şeklinde olurdu. Grupta bu muhabbet geçince, sağolsun birisi de tarif vermiş. Eski İstanbullu rumların yaptığı bir tarif. Doğruya doğru, bildiğimiz paskalya çöreği tarifi değildi. Sonrasında o da geldi, o başka konu.

Vasilopita, Aziz Vasil için yapılan bir çörekmiş. Ruhu şad olsun, çöreği biz de yaptık, tattık, pek beğendik. Altına para sıkıştırarak kestik, yedik. Umarım siz de seversiniz.

Tarifine geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Baton sale

Image

Bu ara grisiniye taktım. 2-3 tarif denedim, olmadı, sevemedim. Aradığımı bulamadım. Şöyle gerçekten kıtır kıtır, yumuşamayacak bir tarif istiyordum. Neyse onu aramaya devam ederken araya başka lezzetler girdi, unuttum. Derken valide sultanın yemek defterinde karşıma baton sale çıktı. Olur mu olur… Çocukluğumun pastane tuzlusu.  Ne çok alırdık. Üzeri bol yumurta sarılı, bol çörekotlu. Bayılırdım. Kolları sıvadım daldım…

Denemişken tam olsun dedim, birazını sadece üzerine peynirli, birazını da acı pul biberli yaptım. Hani evde mavi haşhaş olsa birazına da ondan koyacaktım, ama bitmiş, tazesini de almamışım. Mecburen iki türlü yapabildim.

Yeterince fotoğraflayamadığım doğrudur. Tekrr yaptığım zaman (tabii ki yşne acı biberli) bol bol, poz poz foto çekeceğim.

Öncelikle uyarmam lazım, hamuru tutmak kolay olsa da, sonrasında batonları yapmak o kadar kolay değil. Biraz zor şekil alıyor. Ama sonuç övgü aldı… Demek ki tekrardan denenebilir. Arşive eklenebilir. Nostaljik, güzel bir tuzlu isteyenlere harika bir tarif olur…

Devamı için tık / Press to read more

Beğendim Bisküvisi

Image

Valide sultanın 1966-67 tarihli defterinden ilk tarif… Yani aklıma yatan, merak uyandıran, dur bakalım bir deneyelim dedirten ilk tarif. Bir dolu kurabiye tariflerinin arasından bunu seçmemin sebebi sanırım toz şekere bulanıp pişirilmesi. Görsele o kadar alışmışız ki, herhangi bir görsel olmadan tarifi denemek zor geldi açıkçası. Çıkan ürün de görsel olarak beni pek tatmin etmedi. Ama lezzet güzel. Dolayısıyla bir kere daha denenecek, ve bu sefer incecik yapılacak 🙂

Eski yemek defterlerinin kaderidir sanırım, bir yerden sonra yazılar birbirine girmeye başlıyor, ışığa tutarak, altına koyu renk kağıt koyarak çözmeye çalışıyorum. Kolay değil. Benimle yaşıt bir tariften, defterden bahsediyoruz.

Valide sultan bu tarifi nereden bulmuş, hiç denemiş mi bilmiyorum. Beğendim kurabiyesini yaptığımı söyleyince de pek hatırlamadı maalesef. Nereden hatırlasın, 3 yemek defteri, yüzlerce kurabiye, tarif arasından. Demek ki, yazıldı, ve unutuldu, belki de denenmedi bile. Ama güzel, lezzetli ve gerçekten de şık duruyor. Üzerinde kaba kristal gibi parlayan toz şekerlerle pek havalı bir sunumu var. Ah bir de sabırla incecik yaparsanız daha ne olsun 🙂

Yapımına geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Viyana Kiflesi

Image

Vanilyalı, bol pudra şekerli, bir kurabiye. Un kurabiyesi gibi, ama değil. Hani un kurabiyesine en güzel alternatif diyelim. Valide Sultan’ın en eski yemek defterlerinde bile olan, ve temize çekilen her deftere de taşınan ünlü bir tarif.

Valide sultan’a sorduğum zaman, bunun onun ünlü vanilyalı ay kurabiyesi  olmadığını söylerdi. Ama denememiştim. Şimdi yine eski defterleri karıştırırken bu çıktı önüme, eh artık denemek şart oldu. İşte ancak o zaman farkettim ki, tarifin adı Viyana Kiflesiymiş, Vanilya kiflesi değil! İyi mi? Yıllarca ben vanilya kiflesi dedim, zarif annem de hiç düzeltmedi.

İnternette kifle veya Viyana Kiflesi diye araştırınca, HİÇ BİR ŞEY bulamadım.  Bu da bana inanılmaz geldi. En yakını kifli diye birkaç tarif vardı, ama onlar da, mayalı hamurdan yapılan bir tatlı çörek… Yok, neyse orijinale dönelim dedim, eski ama en eski defteri açtım. Hani bana ilk verdiği, üzerinde hala kızlık soyadı yazan (belli ki nişanlıyken yazmaya başlamış) defteri.

Şimdi dedikodu zamanı; defterde pek çok tarif var. Ama belli ki hiç denenmemiş, sadece kopyalanmış bir yerlerden. Gramajlar 280 gr gibi, valide sultanın hep hiç yapmadığını söylediği mayalı tarifler de gırla 🙂 Hele bazı tarifler çok anlaşılmaz. Tam gençkız defteri yani. Hevesli, ama tecrübesiz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haydi dönelim tarife.

Devamı için tık / Press to read more

Elmalı tart 200 kal x 16 dilim

Image

Sonbahar ile beraber elmalar renk renk piyasaya çıktı. Sarılı kırmızılı yaz elmaları, starking’in ilk örnekleri raflara yerleşti. Eh, bu da demektir ki, elmalı tartların, apple pie’ların veya galette’lerin zamanı geldi.  Bütün yaz yemeyince, özlemişiz, atladık üstüne resmen. İnsanoğlu biraz nankör tabii, iki üç aya kalmadan söylenmeye başlarız, elma portakal off sıkıldım, hep aynı şeyler diye. Neyse özlem tazeyken, hemen bir elmalı tart yapayım dedim.

Elmalı tart

Valide sultanın biz çocukken yaptığı bir elmalısı vardı. Adı, iki kat elmalı, ama “iki kat” oluşu, altı üstü kapalı diye. Yoksa kat kat pasta gibi değil. Çay sofralarında pek severdik. Hamuru zahmetli, zor açılıyor diye annem biraz isteksiz yapardı, ama o kadar lezzetli olurdu ve o kadar çok övgü alırdı ki, yapmadan da duramazdı.

Elmalı tart veya orijinal adıyla apple pie değil bu. Gerçek tart. İçindeki elma pişiriliyor, paydaki gibi çiğden koyulmuyor. O yüzden daha farklı, bir kere incecik oluyor. Minik minik, kibar kibar porsiyonlama şansımız oluyor.

Buyurun tarife;

Devamı için tık / Press to read more

Sakızlı Lorlu kurabiye

Image

Yolunuz Ayvalık’a düştüyse, turistik veya değil, bu kurabiyeyi es geçmiş olamazsınız. Sakızlı lorlu ve hatta zeytinyağlı bu muhteşem kurabiye, yanında kocaman bir bardak çayla enfes. Her rehberde, gezi yazısında mutlaka bahsi geçer. Eski çarşı içinde, köşede, 1946’dan beri çalışıyor Güler Tatlıhanesi. İsmi bile tarihi değil mi?

Lorlu sakızlı kurabiye

Türkiye’de maalesef aile işletmeleri 2 jenerasyon ya yaşar ya yaşamaz. Ama bu tatlıhane, kaç jenerasyon taşımış siz düşünün. Hala eski dekorasyonlarıyla, hala eski 1947’den kalma dondurma makinaları ile ve tabii ki hala eski artık geleneksel tarifleriyle çalışıyorlar. Umarım daha uzun yıllar çalışmaya devam ederler.

Hani deniz dönüşü, burnunuz ve omuzlarınız hafif hafif yanarken, banyonuzu yapmış, nispeten “ayıplık” yazlıklarınızı giymişsinizdir. Çay demlenir, deniz sizi iyice acıktırmışken, yanına vişne şerbeti ile, limonata ile veya kocaman su bardaklarında paşa çayı ile balkonda yersiniz. Kırıntılar döküldükçe büyüklerin yüzü asılır, sonra parmağınızı yalayarak da o kırıntılar toplanır 😀 İşte o günlerdeki kurabiye.

İçindeki malzemelere bakarsak, son derece klasik, anneannelerimizin de evinde bulunan malzemeler. Zeytinyağı, tabii ki Ayvalık simgesi olarak sızma. Karbonat, birkaç damla limonla köpürtülmüş, kurabiyeye o tatlı sarı rengini verecek ve kabartacak. Lor, mümkünse süt kestirilerek evde yapılacak, yumurta, bahçedeki çilli tavuktan, un ve şeker köşedeki bakkaldan. Sakız tabii ki komşu adadan, ya da daha güzeli, keşke, bahçedeki ağaçtan.

Ayvalık kurabiyesi

Bu kadar nostalji yaptıktan sonra yapımına geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

İrmik helvası

Image

Kandil deyince, mevlütlerde, kayıplarda, doğumlarda, helva pişecekse, annem irmik helvası yapar. Ben un helvası severim, herkese de tembihledim. Benim arkamdan un helvası rica ediyorum diye. Bakın buraya da yazdım, bulunsun.

Helva deyince, uzun uzun kavrulmak vardır. “Yemekle beraber pişeceksin” in alasıdır yani. Artık fıstıkla mı, bademle mi nasıl yapacaksanız, anılacak kişilerin listesi ile beraber, dualarla, hatıralarla, güzel düşünceler ve dileklerle uzun uzun kavrulur. Sonrasında şerbeti eklenir, mutlaka sıçrar, biraz yanık olur, ocak sıçrayanlarla batar, sonra klasik havlu veya peçetelere sarılır demlenir. Üzerinde tarçın ile veya dondurma ile, ılık veya buz gibi servis yapılır zamanı gelince. Benim ilk hatırladığım, kase kase konu-komşuya dağıttığımdır. Adettendir, gelen helva kapları da aynı aşure kaplarında olduğu gibi dolu gönderilir.

İrmik helvası deyince, tereyağlı olacak, sütlü olacak, şekerine binmemiş olacak. Yerken ılık olacak, fıstığı veya bademi bol olacak. Yedikten sonra da bayıltmayacak. Çok şey istedim değil mi? Ama işte. Defterde tam da öyle bir tarif var.

Her ailede, bir helvacı vardır. Annem klasik tarifinden hiç şaşmaz. Kardeşim sosyal bakımdan en girişkendir, dua, mevlüt, kandil, aile, konu-komşu sever. Herkesin helvasını karıştırmışlığı, duasına katılmışlığı vardır. Ablam, yemek işlerine pek bulaşmaz. Sever, yapar, yaptı mı da güzel yapar, ama bizim gibi meraklı değildir. Ben daha alafranga şeyleri, daha macera dolu tarifleri severim. Helvaya gelene kadar şöyle pastaları, tartları, kişleri dolaşmayı tercih ederim. Daha az yağlı, daha az tatlı.

Lafı çok uzattım, farkındayım, bu tarif kardeşimden. Valide sultan’ın alıştığımız klasik irmik helvasından sonra, bu hem çok daha kolay, hem de daha hafif.  O yüzden şimdi ben de bu tarifi yapıyorum gerektikçe. Nasıl ama, gerektikçe…

Geçelim tarife;

Devamı için tık / Press to read more

Pavlova

Image

Burada basit bir teknik anlatacağım. Daha sonrasında içini çeşitlendirmesi, süslemesi sizin yaratıcılığınıza kalmış. Ben size yolu açacağım, siz yürüyüp gideceksiniz.

Pavlova, oldukça eski, geleneksel, çok bilinen ve tanınan bir pasta çeşidi. Basitleştirmek gerekirse, altı kocaman bir mereng tart, veya beze tart, üzeri krema ve meyve. Bu tartı minik minik porsiyonlar mısınız, yoksa kocaman bir kase gibi mi yaparsınız, üzerine sap mı yaparsınız size kalmış. İçi de pastacı kreması da olur, krem şanti de olur, ben bu işin ustasıyım derseniz, kestane püresi de olur. Dedim ya, bu genel olarak bir pasta çeşidi.

Biraz el oyalayıcı olduğu doğrudur. Bazı püf noktaları da var. Ama bunları bilince, süsle süsleyebildiğin kadar, oyna dur mutfakta. Misafire çıkarması pek havalı, alacağınız övgüleri de düşününce değer. Kesin değer…

Ben bu tarifimde dediğim gibi, basit (?) kaşlar kalkmasın 🙂 bir kırmızı meyveli pavlova tarifi vereceğim.  Renkleri itibarıyla yılbaşı sofrasına mükemmel uyar. İsterseniz sadece çilek ile enfes bir yaz pastası da yapabilirsiniz.

Devamı için tık / Press to read more

Armutlu tart

Image

Tart dediğinizin tabanı kıtır olmalı, hani neredeyse kurabiye gibi. İçi hafif olmalı, üzerindeki meyve de artık çilek olmasın bir zahmet. Mevsim meyvesi olsun. Bir fark yaratalım, lütfen jöleli kaplanmış parlaş olmasın, ama hafif karamelize olmuş olsun. Hafif yansın şöyle.

Deyince, işte ortaya bu tart çıktı. Çarşıda pazarda sapsarı armutları görünce aklıma düştü bu tart.

Tartın tabanını, klasik tek yumurta sarılı, mis gibi tereyağlı tart hamurundan yaptım.

Devamı için tık / Press to read more

Un kurabiyesi

Image

Valide hanımın mutfak becerilerini bütün çevremiz bilir. “Bazı” damatlar mayonezli kırlangıcını anlatır, “bazı” damatlar sosisli krebini. Ama herkesin ve herkesin ilk aklına gelen eminim ki, bademli ay kurabiyeleridir.

un kurabiyesiBu kurabiyeler üzerine efsaneler geliştirilmiştir. Kalıpla mı kesildi, elle mi şekillendirildi, çay sofralarında çok dedikodusu yapılmıştır. Kimisi kesinlikle kalıpla yapıldığına inanır, hepsinin aynı elden bu kadar düzgün çıkabilmiş olmasını kabul etmez. İnci hanım istediği kadar anlatsın, uzun uzun açıklasın, imkanı yok inanmazlar.

Çevremizde müptelaları oluştu zamanla. Un kurabiyesi, ama içinde azıcık da çekilmiş badem olunca, hafif kıtırlıklar ağıza gelince efsane olmasına şaşırmamalı. Hani daha önce yazmıştım ya, “Ayşe teyzenin böreği”, “Fatoş teyzenin zeytinlisi” diye, işte bu tarifin de,  “İncinin un kurabiyesi” diye pek çok 60-80 dönemi yemek defterlerinde yerini aldığına eminim.

Valide hanım, bu kurabiyeleri o kadar muntazam ve zamanla minnoklaşan şekilde yaptı ki, ben bu yaşıma geldim, denemeye cesaret edemedim. Ancak şimdi, dışarıda kar kış kıyamet, zamanı geldi. Tarifi annemden almak zaten biraz zor oldu. Fırın ısısı, hamurun beklemesi, içindeki badem miktarı, o kadar otomatiğe bağlamış ki, zar zor hatırladı hepsini. Ağzından kerpetenle çektim desem yeridir.

Devamı için tık / Press to read more

Peynirli tuzlu kurabiye

Image

Annemin bir tuzlusu vardır, akıllara zarar. Hem kıyır kıyır, hem minnacık hem de mis gibi peynirli!

peynirli tuzluAnnem tutucudur. Aldığı peynir markasından, gittiği yere kadar, yeni birşey denemeyi sevmez. Korkarım yaşlandıkça böyle oluyor. Biz de mi öyle olacağız bilemem. Ben belki azıcık durulurum, macera yaşamaktan, eski garanti tariflere dönerim. Ama içimdeki çocuk yaşadığı sürece yenilikleri takip edeceğim sanırım, ve umarım.

Dönelim annemin tuzlusuna;

Efenim, valide sultan için herşeyin miniği makbuldür. Evinde minnacık biblolar, küçücük sabunlar vardır. Kurabiyelerin en incesi, poğaçaların en miniği makbuldür. Minik demek, kibar demek. Zarif zarif. Tabağa yerleştirdiği zaman göz okşayacak. Karın doyurması şart değil. Bu tuzlular da öyle işte. Bir haplık. İki katlı servis tabağında üst kata yerleştirir, altlara da birazcık daha iri ya, un kurabiyelerini koyar. Onu daha sonra yapacağım. O da ayrı efsane.

Neyse, nerede kalmıştık? Bir pazar çayına gelecek arkadaşlara yapayım dedim. Evde eski kaşar var, eh ben de rejimdeyim, az yağlı peynirden başka birşey yiyemiyorum, güzelim kaşar kuruyup mundar olacak. Birebir tarifini uyguladım. Sonuç ? Tabii ki onunkiler kadar keskin, minik ve gösterişli olmadı. Tadı yerinde olsa da görüntü tutmadı. Olsun, olsun, yapa yapa oturur belki. Ya da siz daha güzelini yaparsınız ?

 

 

Devamı için tık / Press to read more

Likörlere ilave. Vişne likörü…

Image

vişne likörüYaz meyvalarının en nazlısıdır vişne. Bir gelir, bir gider. Bir ay bile dayanmaz. Haftalık pazardan kaçırdınız mı, belki iki pazarda daha bulursunuz o kadar. Sonrasında bitti mi biter. Ara ki bulasın. O yüzden vişne kıymetlidir. Annem reçelini pek severdi. Her sene kavanoz kavanoz yapardı. Kimi mücevher gibi parlayan enfes derinlikteki renkte olur, arada da olsa, nadiren, şekeri mi yanar yoksa vişnenin cinsinden mi bilmem, rengi kahve rengine döner. Vişne reçelinin bubukları kaymakla veya beyaz peynirle yenir, kalan suyu ise bize şerbet olurdu.

Şimdi bıyık altından gülmeyin lütfen. Bizim ailede bubuk denirdi. Sizinkinde tane deniyor olabilir.

Devamı için tık / Press to read more

Top top pasta…. Choux pastry

Image

Çocukken, 1970’lerden bahsediyorum. Rumeli caddesi üzerindeki Rio diyorum, Saray pastanesi diyorum. Tabii ki Kapris ve Pelit diyorum. Daha Divan çok lüks iken, Valikonağı üzerinde Rainbow varken, Venüsün ilk zamanları, Markiz’in son anları iken, Deve tellal, pire berber iken, pastanelerden 3 hadi bilemediniz 4 çeşit pasta hatırlıyorum. Ekler, milföy, piramit dilimi ve tabii ki ballı top top pasta. Mahlep kokulu paskalya çörekleri, yağlı kağıt üzerinde satılan kedi dili, ahh bir de burnumun direğini sızlatan Saray pastanesinin kreması. O neydi ya rabbim?! Şimdi maalesef çiğ krema yasaklandı yasaklanalı, tatsız kremalara kaldık.

Bütün bu nostaljik tatlar arasında benim favorilerim milföy ve top top pasta taaa o zamanlardan beri. Alman pastasını pastadan saymıyoruz, o çörek sınıfında. Ama hepsinin ortak noktası o içindeki vanilyalı, bol yumurtalı, pastacı kreması için kanımı akıtabilirim. Bilen bilir, kova kova yiyebilirim.

Daha sonra yıllar geçtikçe, bambaşka pastalar hayatımıza girdi. Art Cafe’nin Pinolisi, Emel Başdoğan’ın pastaları, Ortaköy’deki Torte’nin limonlusu. Ama yok, şimdi pasta deyince o üzeri pırıl pırıl ve çıtır çıtır karamel kaplı “bubuklu”Ballı pasta ballı pastalar.. Onların yerini tutan yok.

 

Devamı için tık / Press to read more

Puf veya Choux veya profiterol hamuru

Image

Tatlı veya tuzlu kullanabileceğiniz minik topların basit tarifi. Okuyun, sakın gözünüz korkmasın. Göründüğü kadar zor olmayan, tam tersine basit bir hamur. Bir iki püf noktasına dikkat edin yeter.

  • 50 gr tereyağ
  • 3/4 cup un
  • 3/4 cup su
  • 3 yumurta, (hepsini bir kaseye kırın)

chou pastryÖnce fırını 210 dereceye ayarlayın. Isınması zaman alacağı için ilk işimiz bu olsun.

Derin bir tencereye tereyağı ve suyu koyun. Tereyağ eriyip su da kaynamaya başladığı zaman, unun hepsini birden ekleyin. Kaşık ile karıştırarak top haline gelene kadar karıştırın.

chou pastry

 

 

 

 

 

 

Hemen, çok çabuk toparlanacaktır. Ateşten alın. Mikserin çırpıcı uçları ile biraz karıştırın ılınsın. Sonra karıştırmaya devam ederken, yumurtaları teker teker ekleyin. Bu aşamada hamur sanki kesilmiş gibi pütür pütür olacak, merak etmeyin. Son yumurtayı da eklediğiniz ve iyice yedirdiğiniz zaman koyu yoğun ama parlak bir hamur olacak. Kenara alın.

chou pastryFırın tepsisine yağlanmış kağıdı serin. Sonra, istediğiniz topların büyüklüğüne göre;

  • Çay kaşığı (pek minik, tek lokmalık, pek kibar, ama sabır işi)
  • Tatlı kaşığı (standard profiterol boyu)
  • Çorba kaşığı (büyük, doyumluk, gösterişli, taç gibi halka gibi yapmak için ideal)

Tepsiye aralıklı olarak dizin. Pişerken kabaracaklarını unutmayın 🙂

Topların üzerine fırça ile biraz su sürün veya varsa sprey ile püskürtün. Sonra tepsiyi çok sıcak fırına koyun. 20 dakika bu şekilde pişecek. 20 dakikanın sonunda fırını 180 dereceye indirin, bir 40-45 dakika daha pişirin. Arada kontrol edin yanmasınlar, ama benim fırınımda 40 dakikada gayet güzel oldular. Anormal bir kızarma olmadı, yanmadı, kavrulmadı. Önce sıcak fırında pişince puf puf kabarıyorlar, daha sonra da bu kadar uzun pişmesi hamurun iyice kurumasını sağlıyor.

Şimdi orijinal tarifinize dönebilirsiniz. 😀

ŞİFA Çorbası

Image

IMG_1814Malum havalar soğuk, burnu akan, tıksıran çok. Herkeste bir domuz gribi korkusu. Grip kendisi yeterince korkutucu değilmiş gibi, herkes bir domuz giribine yapıştı kaldı. Bu durumda, en güzeli en lezzetlisi ŞİFA ÇORBASI.

Bol sebze, zencefil, tavuk suyu, azıcık da kırmızı mercimek. İşte bu kadar.

Devamı için tık / Press to read more

Tavuk paçası 558 kalori

Image

tavukpaçası

Yemek işlerine, tariflere ne kadar meraklı olduğumu bilen çok çok sevdiğim bir arkadaşım, kocaman bir kitap hediye etti. İki kocaman ciltten oluşan, rahmetli Tuğrul Şavkay”ın “Halk Mutfağımız” kitabı. İçindeki yemeklere bakınca, çoğu bildiğim, nostaljik, annemin ve ailenin diğer kadınlarının sık yaptığı neredeyse kaybolmuş lezzetlerdi. BA-YIL-DIM! Tiritten, paparaya, mafişten kalbura bastıya pek çok tarif var. Yok, yok, Julia Child usulü hepsini teker teker deneme gibi bir niyetim yok. Ama zaman zaman başvuracağım kesin.

IMG_0081Takip edebildiniz mi bilmiyorum, bu aralar Karatay diyetine sardım. Çok katı olduğu yerler var (akşam 20:00’den sonra yemek zinhar yasak. E peki arkadaşlarla yemeğe gidince ne yapılacak ?) , bir yaşam şekli olarak beni çok kısıtlar ve zorlar gibi geliyor.  Şimdilik uygulamaya çalışıyorum. Bünyeme de iyi geldiğini söyleyebilirim. Bir kere aç kalmıyorsun, gözün doyuyor. Yasakları öğrendikçe kendine yeni menüler, yeni yemekler yaratabiliyorsun. Genel kural olarak, bol protein, düşük glisemik indeks deyince zaten yuvarlanıp gidiyorsun.

Devamı için tık / Press to read more

Pasta kreması

Image

Bu oburcuk, yumurtalı pastacı kreması için ruhunu verebilir. O derece severim. Kovayla yiyebilirim, yine de doymam. Evde de annem yaptığı zamanlarda, tencerenin dibini  sıyırmak için peşinden ayrılmazdım. Sonunda, uzun çalışmalardan sonra, aşağıdaki oranlara ve tarife ulaştım.

Göreceğiniz ve okuyacağınız gibi, bunun da alternatifleri var. Ah bir de itiraf etmem lazım, klasik pastacı kreması değil bu. Daha kolayı. Biraz “bizden”leşmiş hali.

  • 3 yumurta (akı / sarısı ayrılmış)
  • 3 tepeleme çorba kaşığı un
  • 1/3 bardak tozşeker
  • 300 ml süt
  • İsterseniz 1 küçük paket krema
  • Limon kabuğu rendesi veya vanilya
  • 3 fındık kadar tereyağı

Gördüğünüz gibi son derece oransal bir tarif her yumurta için 1 kaşık un, 100 cc süt, 100 gr şeker. 😀 Yukarıdaki tarif 4 kase kadar çıkıyor, yetmez ama evet derseniz, 4 veya daha güzeli 5 yumurta ile yapın, kalanını da çocuklar bitirir. 😀 Hatta dondurabilirsiniz. 😀 Dondurucudan çıkarıp eritip azıcık da çırptığınız zaman işlem tamamdır.

Yapım aşamalarım şöyle;

Yumurtaları soğukken ak-sarı ayırın. Sarılarını şeker ve un ile derin bir tencerede karıştırın. Çatalla karıştırmanız yeterli olacaktır. Yumurta sarılarını şeker ile mikserle çırparsanız o kadar köpürüyor ki, daha sonra sütü ekleyip pişirdiğiniz zaman, o köpük sıkıntı yaratıyor.  O yüzden çatalla sakince karıştırın, hepsi pürüzsüz krema gibi olsun.

Bu karışımın üzerine, soğuk sütü (bizdenleştirdim diyorum ya 🙂 ) yavaş yavaş ekleyerek karıştırmaya devam edin. Daha altını açmıyoruz. Hepsi güzelce karıştığı zaman, orta ateşe alıyoruz. Sonrasında, muhallebi gibi pişiriyoruz. Eğer içinde pütür kalırsa, ayaklı blenderiniz ile bu pütürlerden kurtulabilirsiniz.

Oldukça koyu, kaşığın izi kalacak, hatta kaşıktan tencereye döktüğünüz zaman kütle olarak kalabilecek kadar sert bir krema oluyor. Şimdi, altını kapatıp, tatlandırıcı lezzetimizi (limon kabuğu rendesi veya vanilya) ekleyebiliriz. Üzerine azıcık tereyağımızı da serpip kendi sıcaklığı ile erimesini bekliyoruz. Sonra karıştırabiliriz. Kabuk olmaması için tereyağı hiç karıştırmadan da soğutabilirsiniz. Tencerenin kapağını kapayacaksanız, araya pilav demler gibi bir mutfak bezi veya kağıt havlu koymanızı tavsiye ederim. Buharı kremanın üzerine inmesin.

Şimdi, aklar ve krema kenarda kaldı değil mi? 🙂 Sorun yok. Çeşit çeşit kullanabilirsiniz:

  • Kremamızı isterseniz bu şekli ile (sapsarı, mis kokulu muhallebi gibi) kullanabilirsiniz.
  • Hafifleştirmek istiyorum, biraz da yumuşasın derseniz, yumurta aklarını çok sert olacak şekilde çırpın (metal veya cam kapta, hiç yağ olmadığına emin olduğunuz metal mikser uçları ile) ve soğumuş kremaya katlayarak yedirin. Bu hem kremayı daha akışkan hale getirecek, hem de köpüksü bir kıvam katacak.
  • Zenginleştirmek istiyorum, kaloriden bana ne diyorsanız, o zaman da, soğukken iyice çırptığınız kremayı yine soğuk sarı kremaya karıştırın. Bu da kıvamı yumuşatacaktır, ama ekstra bir kadifemsi lezzet de verecek.

Yukarıdaki 3 krema da çok başarılı kremalar. Pastalarınızda gözünüz kapalı kullanabilirsiniz.

Afiyet şeker olsun.

 

Mücver… ver… ver… ver… 36 adet, her biri 42 kalori

Image

Biz çocukken, o masum ve yediklerimizin çok daha doğal olduğu yıllarda, baharın geldiğini kabak yemeklerinin çoğalmasından anlardık. Zeytinyağlı kabak, kıymalı kabak kalye, tabii ki dolma, eh dolmanın yanına mutlaka mücver. Valide hanım, dolma yaptığı zaman, içini ziyan etmez, sadece bir kabak daha rendeleyerek mücver yapardı. Çocuk aklımla, dolmadansa, mücveri her zaman tercih ederdim. Yok, cümle yanlış oldu. Ben hala mücveri tercih ediyorum. 🙂

mucverSonraları aklımız erdiği zaman, anneme mücveri illa dolma olduğu zaman değil, her zaman yapması için bastırır olduk. O zamanlar kızartma zararlı diye bir çekincemiz de yoktu herhalde, annem sık sık yapardı. Daha sonra, kilo-kolestrol hayatımıza girince, tavsadı tabii. Taa ki, birisi mücveri kızartarak değil de, tepside fırında yapmayı akıl edene kadar. Ne demişler, en büyük icatlar, ihtiyaçtan kaynaklanır. Mücveri tepsiye döken teyze de, belli ki mücver hasretine dayanamamış.

Ben yıllar sonra, misafire nasıl yapmalı, servisi şık olsun diye kaşınırken, ihtiyaçtan yani, mücveri silikon muffin kalıplarında yapmaya başladım. Misss… Hem tek lokmalık, hem kalanı sulanmaz, hem şık, hem hafif. Eh daha ne olsun. Kilo problemini en kafaya taktığımız zaman, tart yerine çayda bile mücver yapar oldum. Hatta hızımı alamadım, patlıcanla bile yaptım. A tabii ona mücver denmez, o başka. Onun da tarifi işte burada.

Neyse biz dönelim, kabak mücver tarifimize. Eminim annenizin veya teyzenizin tarifi de vardır. Benimkinden çok da farklı olduğunu sanmam. 😉 Ama ben ölçtüm, biçtim. İp uçlarını toparladım. Fazladan bir tarif daha okumanın, biraz daha esinlenmenin bir sakıncası olmaz değil mi?

 

Devamı için tık / Press to read more

Pancake… En basitinden… 6 adet, her biri 107 kalori

Image

Pancake özellikle ingiliz ve amerikalıların sevdiği bir kahvaltılıktır. Ben daha frankofon olarak, brioche, croissant, veya en son waffle falan severim. Ama tabii pancake’in güzeli olunca da gözünün yaşına bakmam. Yakın zamana kadar, evde yapmayı bile denemedim. İtiraf etmem lazım, uğraşmak istemedim.

Yakın zamanda, önüme öyle basit bir tarif geldi ki, artık kaçacak delik kalmamıştı. Yapması 2 dakika, pişirmesi 3, 5-6 dakikada, muhteşem bir kahvaltı çıkıverdi ortaya. Yanına Nutella mı istersiniz, reçel mi, peanut butter mı veya hatta tahin pekmez mi orası size kalmış. Ben meyvalı ve ballı seviyorum. Ya da haydi bir itiraf daha ballı-kaymaklı.

pancake 

Devamı için tık / Press to read more