Peynirli kabuklar mis gibi kızarmışlar

Image

 

fırında makarna

Bu fırında makarnayı italyanca bir dergide görmüştüm. Milano’da kaldığımız bir otelin lobisinde karıştırıyordum dergiyi. Fotoyu görünce fırlayıp resepsiyonda fotokopisini çektirmiştim. Evde hala artık iyice silikleşen fotokopi duruyor. Tarifi sonunda tercüme ettirmedim, ama olsa olsa’larla öyle bir yemek çıktı ki ortaya, paylaşmamak olmazdı.

İtalyanca bilmem, tarifteki malzemeleri İstanbul’da bulup bulamayacağım belli değil, (o zamanlar ithal makarnalar bile yoktu gerisini siz düşünün) ama serde maceracılık var ya, elbet bir gün denerim, olmadı eldeki malzeme ile yaparım demiştim.

Zaten ilk denemeyi de bildiğimiz yüksük makarna ile yapmıştım. Sonuç çok başarılı değildi, malum bizim klasik makarnalar daha inceydi, istediğim kadar dolduramamıştım, yer yer çatlamıştı. Ama artık sevgili ülkemde her türlü ithal mazleme var, her tarifi denemek mümkün. Bu gözle bakınca, globalleşmeyi seviyorum, o kadar da kötü gelmiyor.

Neyse biz işimize dönelim…

???????????????????????????????

Devamı için tık / Press to read more

Kavanozda balık

Image

 

IMG_0315Bu yemeği ilk defa, çok sevdiğim La Maison’da yemiştim. La Maison’u duydunuz mu bilmiyorum. Beşiktaş Çırağan’da bileğinin hakkı, elinin lezzetiyle klasikleşmiş bir fransız lokantası. İstanbul’da bu kadar uzun yıldır kalite ve çizgisinden ödün vermeden devam eden ender lokantalardan biri. Manzarası ve ortamı itibarı ile çok romantik, menüsü ile tam bir fransız. Hiç bir yerde bulamayacağınız sarmısaklı salyangoz, kurbağa bacağı gibi son derece “a la France” lezzetler burada var. Hem de uzun yıllardır.  (Alafranga kelimesinin kökeni de böylece ortaya çıktı. Galata ve Beyoğlu’nda yaşayan levantenlerin dilince Ala Franca)

Bu yemek, o kadar basit ve o kadar havalı görünüyordu ki, evde denemezsem olmaz dedim. Kavanozlardan evde zaten vardı, dörtledim, malzemeyi de toparladığım ilk fırsatta hemen denedim.

Devamı için tık / Press to read more

Tencere böreği, veya “Yalancı Sufle” 498 kalori / 6 porsiyon

Image

Annem bu “böreği” yaptığı zaman, (70’lerde) alüminyum tencere içinde, fırında yapardı. Sonra sofrada tencereye yapışan kısımları kazımak, en çıtır dibini yemek için yarışırdık. Tabii, annecim de alüminyum tencereyi temizlemekle boğuşurdu. Sonra zaman geçti, mutfağımıza pyrexler girdi, sunuşu değişti, adı değişti ama tadı değişmedi.

IMG_0227Benim bizzat yemeğe ilk davet ettiğim arkadaşlarıma ilk pişirdiğim yemek bu olmuştu. Daha üniversite öğrencisiyken yapmıştım. Acemilik işte, sofraya getirir getirmez kestiğim için tabaklarımızda sulu sulu yemek zorunda kalmıştık. Tadı nefisti, ama görüntüsü biraz dağınık olmuştu. Siz siz olun, sofraya getirdiğiniz zaman, övgüleri kabul ederken önce üzerine kocaman bir artı çizin. Bırakın bütün buharı uçup gitsin. Ancak ondan sonra tabaklara servis yapın.

Tabii, bu tarifi küçük kaplara yapıp, herkesin böreğini ayrı vermeyi de düşünebilirsiniz. O zaman 6 fırın kabına ihtiyacınız olacak demektir. Ya da bir tane 24cm’lik pyrex’e. Borcam da olur canım, bu ağız alışkanlığı.

Devamı için tık / Press to read more

Semizotu salatası. Bu sıcakta ancak bu salata yenir !

Image

Bu sıcakta, mutfağa girmek değilse bile, ocağı veya fırını yakmak delilikmiş gibi geliyor. İstanbul cayır cayır yanarken, nem değil, buhar solurken, bir de sıcak birşeyler hazırlamak, olmuyor olamıyor.

O durumda soğuk, hızlı ama doyurucu ve besleyici alternatiflere yönelmek en güzeli değil mi? Keşan’lı bir arkadaşımın “Çingenelerin topladığı için yemediği ve çingene otu” dediği semizotu, en besleyici salata malzemelerinden biri. Yararlarını merak ediyorsanız, (internette dolaşan onca yazı ile hepimiz Semizot’çu olduk) google’layabilirsiniz. Ben yemeye geçiyorum 😀

Semizotu salatası

Semizotu salatası

Öncelikle, semizotunu hala kilo ile satıp, altını 3-4 kat gazete kağıdına saran, topraklı köklerini bir güzel sulayarak eve semizotu yerine çamur “satan” sevgili akıllı manavları anarak başlamak istiyorum. Pazarda hep alışveriş yaptığım amca bu kökleri güzelce keser, öyle paketler bana. Ellerinden öpüyorum. 🙂

Devamı için tık / Press to read more

Mevsimin son çilekleri ile ne yapılır?

Image

Bu sabah, yürüyüş dönüşü Arnavutköy pazarına uğradık. Pazara gitmeyeli yıllar olmuştu ve açıkçası  kendimi tutamayıp küfe küfe sebze alırsam diye kendimden ciddi korkuyordum. Neyse korktuğum olmadı. Az bir “hasarla” atlattım günü.

Şaka bir yana, mevsimin son çileklerini görünce, dayanamadım, bir kilo kaptım geldim. Çilekler öyle “son dakika” çilekleriydi ki, elinize aldığınızda, kendilerini bırakmaya hazırdılar. Parmaklarınızın arasında eriyiveriyorlardı. Ama olsun, hemen kullanacak olduktan sonra, son dakikaları olması sorun yaratmaz. Zaten bana lazım olan, renkleri, kokuları.

Eve gelince yıkandılar, süzüldüler. Mutfağımı kokuttular, birkaç tanesi yine daha reçeteye giremeden hüpletildiler. Orası ezik, ay bu pek minikmiş derken 3-5 yedim, yuttum. Geri

Çilekleri yıkadık.

Çilekleri yıkadık.

kalanı ne mi oldu?

Asss sonra….

 

Devamı için tık / Press to read more

Çilekli Çikolata mı dediniz?

Image

IMG_3364  Çilek ve çikolata !  Hani portakallı çikolata veya vişneli çikolata tamam, ama çilek ve çikolata yeni!

“Çikolata’cı” olduğumu söyleyemem. Ne profesyoneller gibi yapmayı bilirim, ne de ölürüm biterim. Yani tabii, arada kahve yanına falan tamam ama, öyle “aşerme” durumum hiç olmadı.  Bizim evdeki “ÇİKOLATACI” başka. İçinde çikolata yoksa tatlı yemeyen birisi. İnternette bu tarifi bulunca yapalım diye ısrar etti. Kıyamadım! 🙂

Son derece basit, bir o kadar gayri estetik, ama lezzetli. İçine koyduğunuz çikolata kadar lezzetli tabii. Basit, ucuz bir kuvertür ile yapacağınız ile, pahallı, kaliteli bir çikolata ile yapacağınız arasında dünyalar kadar fark var. Bunu kabul ederek başlayalım işe. Ne demiştik, alabileceğiniz en kaliteli (her zaman en pahallı demek değilse de, aralarında ciddi bir ilişki var. Kabul) malzeme ile başlıyoruz. Açıkçası ben Kahve Dünya’sının çikolatasını pek çok markaya tercih ediyorum. Bitter’i özellikle başarılı.

Devamı için tık / Press to read more

Biscotti – Bisküvinin italyancası 37 kalori 100 dilim

Image


Biscotti

Kıtır, hem de bazen damağı parçalayacak kadar kıtır bir kurabiye mi demeli? Yoksa kelime anlamı ile başlayıp devam mı etmeli. Biscotti. Ya da Selanik gevreği.

Bis-cotti: İki kere pişirilmiş. (italyancadan)

Bis-cuit: İki kere pişirilmiş (fransızcadan)

Kısacası, iki kere pişirilen, kıtır kurabiye. İki kere pişirme işi sıcak fırın önünde biraz ızdıraplı olsa da, hava almayan kaplarda uzun zaman dayanması büyük avantaj. Hele bir de benim gibi pislik yapıp çaya veya kahveye bandıra bandıra yemeyi seviyorsanız.

Malzemesi çok basit. Bazını bir kere yaptıktan sonra içeriğini zenginleştirmek veya sadeleştirmek sizin yaratıcılığınıza kalmış. Şöyle ki;

Devamı için tık / Press to read more

Yemek, içmek, pişirmek, denemek, paylaşmak adına!

Selam! 😀 Mutfaktan sesler, nefis kokular, biraz heyecan, biraz macera, bol gülücük, canlı renkler, yepyeni tadlar getirmek istiyorum size. Ağır bir misafiriniz olduğu zaman bir başvuru noktası olmayı isterim. Yeni birşeyler denemek istediğinizde kaynak olmak isterim. Klasiklere ulaşmak istediğinizde ipuçları bulmanızı isterim. Mutfak meraklılarına bir tutam ilham, bir kıvılcım ışık, bir tatlı heyecan olmak isterim. Mutfak macerası farklı “disiplinleri” olan bir eğlencedir.