Benim gibi yemeğe meraklı bir arkadaşım, bir yemek kitabı verdi. Tabii buna kitap demek ayıp. Kendisi bir tuğla, 3 fasikül Meydan Larousse’u yanyana getirin ah işte o kadar. Öyle ayakta karıştırmak falan hayal, unutun. Oturacaksın, kitabı da kucağına alacaksın ancak öyle 🙂 Bir yerden sonra zaten bacaklarda uyuşma başlayabilir.
Şaka bir yana bu deniz-derya kitabın içinde kayboldum. Bu kitabı başka bir arkadaşımın kafesine yeni tarifler bulmak için altüst ettiğimizde, bu tarifle karşılaştım. Hem cafe mutfağında hazırlanabilecek, hem de hafif ve lezzetli alternatifler arıyorduk. Kitapta, pek çok tarif var, hepsi resimli. Ancak kitap yabancı olunca, bazı malzemeleri bulmak zor oluyor. Bazı tarifler cafe mutfağına veya bizim ağız tadımıza uygun değil. Tarifleri de biraz bilenlere göre, pek detaya girmeden yazmışlar. Ama neyse ki, biraz hayal gücü, biraz tecrübe işi kotardım. Ah tabii, yüce google sayesinde başka sitelerden başka tarifler de karıştırdım. Sonuç ortaya çıktı.
Buyurunuz, ölçülüp biçilmiş, denenmiş tarife.










Bir itiraf daha, bunu son yıl içinde 3 defa yaptım. Her seferinde, arkadaşların davetlerine, ikramlarına hazırladım. Ama sunum sırasında orada değildim, dolayısıyla pişmiş halinin fotoğraflanması istediğim kadar detaylı ve çeşitli olamadı. İlkinde, evsahibesi, “valla ben sofraya oturana kadar paylaşmışlardı, bitmişti” diye sadece 1 dilimin fotoğrafını gönderebildi. İkinci ve üçüncüde ise, bütün tartın fotosu vardı. Neyse, sonunda bir davet için ben yeniden pişirince, bizzat evde ikramlayınca, daha detay fotoğraflayabildim.










