Kekler ikiye ayrılır…


Güzeller / çirkinler değil
Çikolatalı / meyvalı değil
Unlu / Unsuz değil
Tamam tamam, ciddileşiyorum, toparlıyorum 🙂 Kekler yapım aşamalarına göre ikiye ayrılırlar:
Yumurta ile şekeri kabartarak yapılan kekler, (Angel food cake, Genoise tarzı kekler) veya yağ ile şekerin krema yapılarak başlanan kekler (Anne keki, pound cake gibi) Hepsinin yeri, tadı, sunumu ayrıdır. Ben şekerin yumurta ile kabartılarak başlanan kekleri daha çok severim. Daha bulutsu bir dokuları var sanki. Diğerleri de yumuşak, ama daha tok olurlar. Hepsine birden kek demek ne üzücü değil mi? Herşeyi aynı kefeye koymak. Halbuki moda kategorize etmek 😉
Bu yüzden, benim çay sofralarım kalabalık ve belki de fazla doyurucu olur. Buyurun siz seçin, azaltın.
ballı pastalar.. Onların yerini tutan yok.
Önce fırını 210 dereceye ayarlayın. Isınması zaman alacağı için ilk işimiz bu olsun.
Fırın tepsisine yağlanmış kağıdı serin. Sonra, istediğiniz topların büyüklüğüne göre;
Bu aralar, evde her sabah 5 yumurta sarısı birikiyor. Nasıl kullanmalı diye araştırıp duruyordum. Karşıma hep kiloya zararlı şeyler çıktı, mayonez, pastacı kreması, krema, vs vs. Eh bir de yaptıktan sonra yememek, yedirmek lazım. İşim çok zor, bildiğiniz gibi değil. Pastacı kreması en sevdiğim şeydir, yaptığım zaman yemeden duramam, dolapta beklerse dayanamam, bitene kadar kaşık kaşık yerim. Eh ilk gün yaptım, dondurdum, ikinci gün? ve sonrası? Derin dondurucunun kapasitesi belli sonuçta değil mi?
Malum havalar soğuk, burnu akan, tıksıran çok. Herkeste bir domuz gribi korkusu. Grip kendisi yeterince korkutucu değilmiş gibi, herkes bir domuz giribine yapıştı kaldı. Bu durumda, en güzeli en lezzetlisi ŞİFA ÇORBASI.
Bu defa, pek acil oldu ayarlamamız. Yani niyet hep vardı da, hadi gidiyoruz diye kalkışmamız son haftada oldu. O derece ki çok yakınlarımın bile haberi olmadı bu geziden. Sosyal medyada beni havaalanında görünce şaşırdılar, öğrendiler.
“Bişiyler”, çünkü isterseniz kuşbaşı somonla, isterseniz kuşbaşı tavukla yapabilirsiniz. İkisinden de çok benzer sonuçlar alacaksınız. Ben her ikisini de yapıyorum. Evde ne olduğuna veya ortama göre. Somon bazen birilerine ağır geliyor, tavuk el altında oluyor veya tam tersi, bazı misafirlerin tavuğa “gıcığı” oluyor, somonla yapılıyor vs.
Tarifin içinde hem tereyağ, hem de margarin var. Tereyağ kullanmanın sebebi malum. O mis gibi kokusu yeter. Bir de tabii margarin’e göre çok daha sağlıklı. Ancak bir dezavantajı, kurabiyenin şeklini koruması daha zor oluyor. Damla çikolatalı kurabiyede mesela, tereyağ ile yaparsanız yayılıyor, ama margarin ile yaparsanız koyduğunuz gibi pişiyor. Hadi o kurabiye zaten şekilsiz olmalı, sorun değil. Ama kalıplarla kestiğiniz kurabiyelerin yayılıp da şeklini kaybetmesini istemeyiz değil mi?
Una buladığınız kalıplarla, günün mana ve önemine uygun şekiller kesebilirsiniz. Ben kalpler, yıldızlar, melekler ve çam ağaçları yapıyorum. Kurabiye işinden vazgeçtikten sonra, bütün kalıplarımı eşe dosta dağıtmıştım. Kar taneleri, adamlar, lolipoplar…
Piştikten sonra, üzerlerini istediğiniz gibi süsleyebilirsiniz. İster şeker hamuru ile, ister Dr. Oetker’in tüpteki glazürleri ile. Ya da yeterince şeker var derseniz, öylece bırakın. Güzel keyfiniz nasıl isterse. Zaten pişerken evi değil, apartmanı saracak kokusu ile tükenmesi an meselesi. Yanında ben chai latte (baharata baharatlı çay) ya da sütlü kahve seviyorum. Ama kibar kibar earl greye de eşlik edecektir. 😀










