Puatza, Sütlü Börek

Image

Puatza, süt böreği

Bizimkilerin en sevdiğim tariflerinden bir süt böreğiydi.. Valide Sultan tarafı pek yapmasa da bilir, babannem arada coşar, romatizmalı parmacıklarıyla yapardı. Önce zahmetli yufkasını açar, sonra bol yumurtalı sütünü dökerdi arasına. Ben de bayılarak yerdim. Ama o başka birşeydi.. Zaman geçti, yufka açanlarımız göçtü, tarifler daha derinlere gitti, önlere kolay tarifler geldi.

Sütlü börek gibi, ama değil!

Derken, bir yaşgününde, Kos’tan göçen ama hala bir ayağı orada olan bir arkadaşımda, bunu yedim. Daha ilk lokmada gözlerin büyüdü. “Yeşim, bu neeeee?” diye çığırdığımı net hatırlıyorum. “Poatza” dedi gayet serinkanlı bir şekilde. “Ay babanem yapardı, süt böreği derdik biz” dedim, ama onların süt böreği daha farklıymış. O günden sonra, Özcan teyze’yi takibe aldım. Allah’ım ne marifet! İncecik yufkalar açar, enfes börekler yapar. Bir de bu poatza. Sorunca, seve seve bize nasıl yapılacağını anlattı. Olmaz dedik, kesin atladığın bir ipucu vardır, senin ezbere yaptığın ama bizim bilmediğimiz püf noktaları, illa görelim!

Benim gibi yemek yapmaya çok düşkün, ama yememe konusunda azimli Figen arkadaşımla oturduk yanına, Özcan teyze yaptı, ben videoya çektim, notlar aldım. O derece. 🙂 Sonra Figen denedi, becerdi de, ben yapmadım bir daha. O hamurun açılması, katlanması, yufka yapılması gözümü çok korkuttu itiraf ediyorum. Meret puf böreği yufkası gibi değil ki, neredeyse, katmer yufkası gibi, incecik açılıyor. Yani açabilen açıyor, benim gibiler yırtıyor.

Özcan teyze, tarifi verirken içindeki muhallebiyi anlatırken de sıkı sıkı tembihlemişti. Bu aslında semolina ile yapılır, ama bulamıyorum İstanbul’da, ancak Kos’a gidince alıyorum demişti. Bizim irmiğin çok daha incesi, daha beyazı. İrmik olmaz mı dedik, olur tabii, ama daha pütürlü oluyor dedi. Olsun, yoklukta o da olur.

Derken, seneler sonra, bir makarna kursunda, önümüze semolina koydular! Şimdi, ilk baktığınızda, irmik ve semolina’yı yan yana görmüyorsanız, farkı anlamamanız çok normal. Ahçımız da vurguladı zaten. Bu semolina, irmik değil diye.. Ben ŞOK ! Meğer Metro’larda ve marketlerde varmış. Pasta D’Alfredo’nun makarna üstünde kullanılacak irmik diye satılıyor. Oradan oraya çağrışım, nerede kullanılır, derken aklıma düştü bir kere.

Eh hafta sonu evde kilitiz nasıl olsa. Baklava yufkası alındı hemen. Denendi… Sonuç, tabii ki Özcan teyzenin yaptığıyla boy ölçüşemez. Ama, yeni nesillere fikir verebilir, damak tadını aktarabilir. Nefis köreltir, bizim gibi şanslı olup da kaynağından yemeyenleri gözlerini devirip “Bu neeeeee?” demesi sağlanır. 🙂

Hazır taze baklava yufkası bulunca, tam ölçüsüne uyan fırın tepsisinde yaptım. Fırına girmeden kestim. Sonrasında kesmek imkansız olacağı için, baştan porsiyonladım. Orta parçaları şanslılara dağıttım, kenarlarını ben çayla yedim. Pişman değilim 🙂

Puatza, Sütlü börek

Çıtır çıtır yufkanın içinde çok özel bir muhallebi. Rumeli, denizin öte kıyısından bir tarif.
Hazırlama Süresi30 mins
Pişirme Süresi20 mins
Türü: Çaylık, Tatlı
Porsiyon: 20 parça

Malzemeler

  • 3 bardak süt
  • 4 yemek kaşığı toz şeker TEPELEME
  • 200 gr semolina yoksa irmik
  • 1 paket vanilya
  • 17-18 yaprak baklava yufkası
  • 100 gr tereyağ erimiş
  • 3 çorba kaşığı pudra şekeri
  • 1 tatlı kaşığı tarçın

tarif-name

  • Sütü, şekeri ve semolinayı tencereye alarak orta ateşte muhallebi olacak şekilde pişirin. Katılaşsın. Altını kapatırken vanilyayı ekleyin, serinlemesi için bekletin.
  • Fırın tepsinizin altına yağlı kağıt serin. Üzerine baklava yufkalarını, aralarına erimiş tereyağ sürerek 7-8 kat serin.
  • Şimdi serinlemiş muhallebiyi kalınca olarak yerleştirin. Her tarafı iyice kaplasın.
  • Kalan baklava yufkalarını, aralarını yine yağlayarak üst üste yerleştirin. İşlem bitince, keskin bir bıçakla, kare kare kesin.
  • 180 derece sıcak fırına verin, üzeri kızarana kadar 15-20 dakika pişirin.
  • Fırından çıkar çıkmaz üzerine pudra şekeri ve tarçın serpin. Servis yaparken tekrar puda şekeri serpmeyi unutmayın.

Armut Tatlısı

Image

Armut Tatlısı

Çok uzun zamandır yapıp da yazmadığım tatlının mevsimi geldi. Sonbahar, kış mevsimi geldiği zaman illa ayva tatlısı yapılır ya, işte bu da onun gibi, nedense sadece sonbahar kış aylarında yaptığım bir tatlı. Yazın olmaz mı? Olur! Bal gibi de olur. Ama nedense, rengi ve baharatları sebebiyle bana hep güzü hatırlatır.

Siz diğer davet yemeklerini hazırlarken, kenarda kendi kendine oluveren bir tatlı bu. Çok dikkat gerektirmeyen, usul usul hazır olan. Yazmaya yine çok basit diye başlayacaktım, ama yeter dedim. Daha güzel bir sıfat bul artık. Evet basit, evet gösterişli, evet harika! Hızlı sayılmaz, armutların yumuşaması nereden baksanız bir yarım saati buluyor, ama sürekli başında durmanıza gerek olmadan, kolaycacık, zahmetsiz, kaprissiz bir tatlı.

Benim gibi sonbahar baharatlarını seviyorsanız, dilediğince oynayabileceğiniz bir tatlı. İsterseniz benim gibi cevizli dondurma ile, veya katmerlemek isterseniz kaymak ile servis yapabilirsiniz.

Her durumda, serin serin ikram edilecek nefis bir renk şöleni.

Tarife geçelim mi?

Armut Tatlısı

Fırınlanmadan, enfes rengi ve buram buram baharatları ile görsel şölen.
Pişirme Süresi45 mins
Porsiyon: 8
Kalori: 86kcal

Malzemeler

  • 4 adet Santa Maria armudu (Sarı armut)
  • 0,5 lt vişne suyu
  • 60 gr esmer şeker normal toz şeker de olur
  • 2 çubuk tarçın
  • 4 adet top karanfil
  • 2 zar taze zencefil toz zencefil de olabilir
  • 1 tepeleme çorba kaşığı nişasta
  • Cevizli dondurma / Kaymak

tarif-name

  • Armutların kabuğunu soyun, ortadaki çekirdeğini çıkarın. Sapları kalabilirse süper olur.
  • Tencereye vişne suyunu, şekeri ve baharatları ekleyin, kaynatın.
  • Kaynayan vişne suyuna armutları ilave edin. Arada alt üst ederek yumuşayıncaya kadar pişirin.
  • Armutları süzerek bir servis tabağına alın.
  • Kalan vişne suyuna, azıcık suda erittiğiniz nişastayı ekleyin, koyulaşana 3-5 dak. kadar pişirin.
  • Koyulaşan sosu armutların üzerine dökün. Serinleyince buzdolabına kaldırın.
  • Servis yaparken yanında dondurma, çırpılmış krema veya kaymak ekleyin.

Temel Panna Cotta tarifi

Image

Panna cotta son derece basit ve yalın bir tatlı. Üzerine dökeceğiniz sos ile lezzetlendirdiğiniz, ağır bir yemekten sonra, veya fazla baharatlı bir şölenden sonra damakları sakinleştirecek bir sunum. İster bardak içinde, isterseniz bir kalıptan çevirerek getirin, her durumda moda deyimi ile “minimal” bir görsel. Ah, isterseniz üzerine bol soslar, şekerlemeler, şeker karamelleri ile de donatabilirsiniz elbette, o tamamen sizin o anki ruhunuza bağlı.

Valide sultanın mutfak dolaplarında birşeyler arandığımız bir gün, kardeşimin Tefal’in kalıplarını bulmasıyla başladı her şey. Belli ki yaşlanan valide sultan yaş alan valide sultan, artık bu muffin kalıplarını kullanmıyor, kullanmayacak, el koyduk. Benim dolabımda zaman beklerken, can arkadaşımdan bir akşam yemeği menüsündeki tatlı için talep geldi. Panna Cotta yap diye. Eh kalıplara gün doğdu.

Daha önce üç renkli panna cottalar yapmıştım. Ziyafete dönüşen yılbaşı sofrası için çeşit çeşit tatlıdan biriydi. Bu defa çok daha sade, özü gibi bir panna cotta yaptım. Kalıpları da kullandım. Çok doğru bir kalıp olmadığını siz de göreceksiniz. Öncelikle tek tek çevirmek gereken panna cottaları böyle bir kalıpta yapmak hataydı. İkincisi dip formundan dolayı çıkarırken kenarları çatladı. Fotolarda da görünüyor. Enfes kokulu frambuaz sos ile kamuflaj bir yere kadar işe yaradı. Bir sonraki sefere, tek ve minik kaselerde yapılacak.. Not düşelim….

Buyurun tarife geçelim.

Panna Cotta

Baz tarif… Süt, krema çok az şeker ve jelatin….
Hazırlama Süresi10 mins
Donma süresi4 hrs
Türü: Dessert, Tatlı
Italian
Porsiyon: 4 porsiyon
Kalori: 108kcal

Malzemeler

  • 250 ml süt
  • 200 ml krema
  • 70 gr toz şeker
  • 1 limonun kabuğu veya vanilya
  • 2 çorba kaşığı kaynar su
  • 1 çorba kaşığı toz jelatin
  • 1 paket donmuş frambuaz Tazesi varsa, ne ala!
  • 1 tatlı kaşığı nişasta (tepeleme)
  • 1 ajda bardak su

tarif-name

  • Süt, krema, limon kabuğu (rendelemeden, sıyırıp koydum.) şekeri bir tencereye alın. hafifçe ısıtın. Kaynamasına gerek yok. Şeker erisin yeter.
  • Suyu kaynatın, minik bir kasede içinde jelatini eritin. Bunu sıcak süte ekleyin.
  • Hepsi güzelce karışsın. ısınsın… Tel süzgeçten geçirerek iyice süzün.
  • Kullanacağınız kalıpları güzelce ıslatın. Yavaşça sıcak karışım ile doldurun.
  • Sıcak sıcak buzdolabına kaldırın. 3-4 saat içinde istenen kıvama gelecek. Ancak daha uzun bekleyecekse, soğuduktan sonra üzerini streç ile kapatın.
  • Frambuazları bir tencereye alın. Üzerine 3 çorba kaşığı toz şekeri serpin. Altını açın.
  • Minik bir bardak suda nişastayı eritin, sulanan frambuazların üzerine ekleyin. Kaynatın.

İpuçları

Panna cotta, son derece basit bir tatlı. Bunu istediğiniz tarafa çekebilirsiniz. Frambuaz sos yerine herhangi bir meyve püresi, çikolata sos veya süt reçeli kullanabilirsiniz. Kapların dibine kıtır koymak gibi “fantazi”ler denemişliğim var. Ancak dipte kalmayıp yayıldığı için istediğim etkiyi alamamıştım.  O yüzden servis yaparken üzerine serpmek daha doğru olur gibi. 

Limonlu pelte-pasta

Image

Eski tarifleri yazacağım demiştim ya, işte yeni bir ESKİ tarif. Ben bunu Güner teyzenin limonlusu diye buldum annemin defterinde. Sonra aslını Alev’den öğrendim. Alev, Güner teyzenin kızı. İlkokul arkadaşım. Meğer bu limonlu tatlı, Güner teyzenin TEYZESİNİN tarifiymiş, bu demektir ki, yaklaşık 100 yıllık bir tariften bahsediyoruz !

Annemin bize yaptığı favori tatlılardan bir tanesi portakal peltesiydi. Hem hafif, hem tatlı, hem basit. Daha ne olsun? Kaselerde dondurur, sonra tabağa ters çevirir yerdik. Bıngıl bıngıl tabakta dans etmesi çocukken çok hoşumuza giderdi. Babanem paluze derdi, biz pelte. Misafire yapılacaksa, sunumda bir tık ileri gidip, portakal kabuklarına doldurduğunu hatırlıyorum. Üzerine krem şanti sıkıp, bir minik nane yaprağı eklerdi.

Güner’in limonlusu, ekşi ekşi bir tarif. Peltemsi, ama biraz daha “havalı”. İçinizi ferahlatan, hafif mi hafif bir tatlı. Kokulu meyer limonlarla yaptığınız zaman mis gibi ! Kışın göbeğinde yapıyorsanız, portakal suyu ile de denemenizi tavsiye ederim. Daha turuncu olacaktır, kokusu ise efsane!

İsterseniz servis tabağına yapın, sofraya bütün olarak getirin, dilim dilim servis yapın, isterseniz porsiyonlu olarak yapın. Tabağa ters çevirerek de servis yapabilirsiniz. Ama eğer küçük bir kalıba yaptıysanız (ki bu tarif 25-25’lik bir kare kalıba iyi oluyor) o zaman çok yüksek olacağı için “yıkılma” riski var. O yüzden ilk yaptığınızda, bireysel kaplara yapmanızı ve sonra büyük bir kaba yapmanızı tavsiye ederim.

Tarife geçelim mi?

Limonlu pelte-pasta

Limonlu, beş dakikada pişen, çabucak olan hafif mi hafif enfes bir lezzet.
Hazırlama Süresi10 mins
Pişirme Süresi5 mins
Bekleme süresi2 hrs
Türü: Çaylık, Tatlı
Porsiyon: 6
Kalori: 150kcal

Malzemeler

Kreması

  • 2 yumurta
  • 1,5 limonun suyu
  • 1 limonun kabuğu
  • 2 ç.kaşığı nişasta
  • 7 ç.kaşığı toz şeker
  • 100 gr. tereyağ
  • 2 bardak su
  • 1 paket vanilya

İçine

  • 12 adet savoyer (kedi dili) bisküvisi
  • 1/2 bardak süt
  • 1 paket frambuaz

tarif-name

  • Krema için gereken bütün malzemeleri bir tencereye koyun. İyice çırpın.
  • Orta ateşte, koyulaşana kadar pişirin.
  • 3 parmak derinliğinde 25-25 ölçüsünde bir kabı hafifçe ıslatın.
  • En alta bir sıra savoyer bisküvilerini dizin. Süt ile HAFİFÇE ıslatın
  • Üzerine kremanın yarısını dökün. Bunun üzerine frambuazları ve bir sıra daha savoyar döşeyin, savoyarları tekrar HAFİFÇE ıslatın
  • Kalan kremayı savoyarları örtecek şekilde dökün, üzeri fazla kabuklanmasın diye streç ile kapatın.
  • Kalıbı buzdolabında 2-3 saat bekletin.
  • Servis yaparken, üzerine kavrulmuş file badem veya frambuaz koyabilirsiniz.

İpuçları

  • Savoyer bisküvilerini çok çok az ıslatmamız gerekiyor. Süt yerine portakal suyu ile de ıslatabilirsiniz. 

Portakallı çikolatalı unsuz kek

Image

Portakallı, çikolatalı unsuz kek

Portakallı çikolatalı kek demek eksik olacak. Glutensiz demek lazım, browni gibi demek lazım, denemeden geçmeyin demek lazım…

Bu unsuz keki, yıllar yıllar önce zengin bir çay sofrası için yapmıştım. Nasıl olsa fotoğraflarım diye, aceleyle götürüp teslim ettim. Sonra da foto falan kalmadı. O kadar çabuk yenmiş ki, o kadar hızlı talep görmüş ki, kimseden foto gelemedi. 😀 o zamandan bu zamana tekrar yaptım, defalarca, ama hiç fotoğraflamak nasip olmadı. Bazı tarifler böyle oluyor işte. Çikolatalı kekler, kahverengi yemekler zaten pek güzel fotoğraf vermez. İnsanı üzer. Işığı iyi ayarlamak gerekir, çevresini renklendirmek gerekir. Çok ama çok dikkatli çekmek gerekir. Burayı takip edenler de bilirler, o konuda maalesef kötüyüm.. Doğruya doğru. Açık hava, geniş açı, manzara, portre çalışmayı severim, (ya da severdim diyelim) ama iş yemek fotoğraflarına gelince, o beceriyi gösteremiyorum. Benim için önemli olan yaratmak, pişirmek, sunmak, yedirmek ve mutlu etmek!

Keki pişirirken bu defa fotoğraf işini atlamamak için, bir kısmını da muffin kalıplarında pişirdim. Tabii miktar küçülünce, pişme süresi de düşüyor. Büyük kalıp 35 dakikada fırından çıktıktan sonra minik muffinleri koydum. 15 dakikada o da pişti, çıktı..

Bu tarifi tekrardan yapmak, bu korona günlerine nasip oldu. Gideceği yerdeki yorgun, gergin, bitkin insancıkları, bu savaşın en önünde savaşanları mutlu edeceğine eminim. Bir saniyecik olsun, o hayhuydan sıyrılıp, o gergin ortamdan kopup, koşturmacadan nefes alıp, gözlerini kapayıp rahatlasalar, bir de gülümseseler benim için yeter! Anladınız siz onu.

Kekimiz fırından çıktıktan sonra, iyice serinlemesini bekliyoruz. Aslında ertesi gün çok daha yoğun bir kıvamı ve tadı oluyor. Üzerini pudra şekeri ve portakal şekerlemesi ile süslemek güzel oluyor. Daha da zenginleştirmek ve Karatay ve Müftüoğlu’nu deli etmek istiyorsanız, yanında kaymaklı dondurma veya krema harika oluyor.

Çok daha rahat, keyifli günlerde, kahkahası bol çay sofralarında yenmesi dileği ile.

Tarife geçelim mi?

Portakallı Çikolatalı unsuz kek

Browni ailesinden, glutensiz, harika yoğun çikolata tadıyla ıslak, enfes bir kek.
Hazırlama Süresi20 mins
Pişirme Süresi35 mins
Türü: Çaylık, Dessert
Porsiyon: -10

Malzemeler

  • 170 gr Bitter çikolata küçük parçalara kırılmış
  • 170 gr tereyağ
  • 4 yumurta
  • 220 gr toz şeker
  • 2 yumurta sarısı
  • 55 gr kakao
  • 1 portakalın kabuğu rendelenecek

tarif-name

  • 25cm çapında kenarları çıkan bir kalıbın içine yağlanmış kağıt serin, çevresini de güzelce yağlayın. Fırını 190 dereceye (alt-üst) ayarlayın.
  • Çikolatayı iri doğrayın. Parça parça kestiğiniz tereyağ ile beraber benmari usulü eritin. Mikrodalgada da eritebilirsiniz.
  • Eriyen tereyağlı çikolata karışımının içine toz şekeri ekleyin, karıştırın. İyice ılınsın.
  • Ilınan karışıma yumurta sarılarını, bütün 4 yumurtayı çırparak ekleyin. Karışımın iyice çırpıldığından emin olun.
  • Portakal kabuğu rendesini, ve kakaoyu da ekleyerek çırpma işini bitirin. Karışımı yağlanmış kalıba dökün, fırında 35 derece pişirin.

Tart Tatin

Image

Tart tatin

Eski, son derece klasik, basit ve leziz bir tart. Nedense, hep elmalısı yapılır (ki ben de ilk seferinde elmalı denedim) ama armut ve hatta ayva ile de deneyeceğim. Denenmeli. Bir alt-üst keki gibi, ama tart. Gerçekten, ama gerçekten çok basit. Tek zorluğu hem ocak üstünde hem fırında kullanılabilecek bir metal kap.

Elmalı tart tatin… Aynı tarifle armutlu veya hatta ayvalı da deneyebilirsiniz.

Bundan hatırlayamayacağım kadar uzun bir zaman önce deneyip aşık olmuştum. İlla yapmalıyım diye niyetlendim, sonra uygun kap bulamamaktan dolayı hep erteledim. Zaman zaman deneme arzusu depreşse de, evdeki kalıplara yenisini eklememek adına (ne yalan ama, durup durup silikon kalıp alan kim acaba?) erteledim. Sonunda, Göbeklitepe için Urfa’ya gittiğimizde karşıma bakırcılar, ve kalın dipli bakır sahanlar çıkınca, renklerine de vurulup aldım. Ha, bu dediğimin üzerinden de aylar geçti o başka. Yani uzun lafın kısası, hep aklımda olan, ama bir türlü “kısmet” olmayan bir tatlı, sonunda yapıldı efendim!

Son derece basit dedim ya, acil tarafından tarife geçiyorum:

Devamı için tık / Press to read more

Temel Crumble tarifi

Image

Crumble…. Sevdiğim sıcak meyvalı tatlıların en birincisi. Her türlü meyvaya uyarlanabilecek kadar basit, rahat, hızlı, ucuz, havalı ve tabii ki lezzetli. Mevsimi geldi ya, havalar azıcık soğuyunca, elma ile, yazın kırmızı erikler ile, hatta buzdolabının köşesinde kalmış, fazla olgunlaşmış her meyve ile harika olur. Üzerine de bir top dondurma koydunuz mu, en güzel tatlı. Hem hafif, hem hızlı.

Şimdi burada, en basit halini tarif edeceğim. Aralara da nasıl daha zenginleştirebileceğinizi fısıldayacağım. İyi okuyun, biraz da hayal gücünüzü çalıştırın.

Hızlı ve çabuk dedik, hemen başlıyorum o zaman;

Devamı için tık / Press to read more

Baharatlı portakal marmeladı

Image

Portakal ve her türlü narenciye lezzetine hastayım. Mandalinadan turunca, bergamottan portakala hepsinin reçelini yerim. Ki, ben reçel sevmem. Yani kahvaltıda tatlı sevmem. Ama o narenciye ve turunçgil reçelleri benim için reçel değil, şekerleme. Kabuğundan gelen o hafif acılığın hastasıyım. Reçelini yapamazsam şekerlemesini yaparım. Da, bu defa öyle değil. Ciddi ciddi reçel yaptım. Hem de kabuksuz. Tam fransız usulü. Yok yanlış oldu. Bu reçel değil, marmelat. Sürmelik…

Liseden bir arkadaşım hastasıymış bu reçelin. Aman ne olur denesene dedi. İkiletmedim. Zencefilli, tarçınlı portakal reçeli veya marmeladı. Yani o derece birşey oldu ki, reçel sevmeyen oğluş bile beğendi, harika olmuş dedi.

Önce isim geldi. Zencefilli portakal reçeli. Sonra internet, biraz hayal gücü, bolca okuma. Sonra, www.portakalbahcem.com dan yafa portakalları. Marketten tazecik zencefiller. Eh bana da mutfağa girmek kaldı.

İşlem başlasın;

Devamı için tık / Press to read more

Karamelli krema

Image

Valide sultanın nostaljik defterinden bir tarif daha. Hiç hatırlamadığını itiraf etti. Aaa yapmış mıyım öyle bir şey diyor gülerek. Onun için varsa yoksa, vanilyalı ay, peynirli bisküvi. Tariflerin pek çoğunu hatırlamıyor. Belli ki dost sofralarında yenmiş, beğenilmiş, veya ayıp olmasın diye tarifi alınmış, sonra da unutulup gitmiş. Şimdi, kısmet banaymış, eski eprimiş sayfalardan fırlıyor tarifler, yeniden sofraya geliyor.

Karameli bir ben çok severim bir de teyzoşum. Gerçi sevmeyeni yoktur ama biz pek bir düşkünüz. Eğer birşeyin içinde karamel varsa tamamdır. Garanti.

Karamelli muhallebi

Durum böyleyken, defterde karamelli krema diye görünce, tabiri caizse üzerine atladım. Tama krema diye bir alafrangalaşma çabası var, ama bildiğin muhallebi çıktı içinden. Ama her zaman yaptıklarımızdan farklı. Sonuç, mükemmel. Daha tencerede kalanı sıyırırken içine düşüyordum. O derece yani.

Haydi yapımına geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Fırında taze incir tatlısı

Image

FIRINDA TAZE İNCİR TATLISI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İncirlerin sonunu yakalayıp yapabildim nihayet. Bu tarifin orijinalini suyun karşı yakasından bir videoda görmüştüm. Rumca bilmesem de, bilen arkadaşım çoktur. Ben işi şansa bırakmadan, doğrudan IBM günlerinden tanıdığım, sonra da AT&T’de beraber çalıştığım Theo’ya sordum. Videoyu seyrederken az çok çıkarmıştım. Ancak emin olamadığım bir iki içerik vardı. Sonunda anlaştık, hatta karşılıklı bilgilendik, en kısa zamanda ona ve eşine yapma sözü verdim ve tarifi yapmak için manava alışverişe yollandım.

Esas zorluk kullanılacak içkide çıktı. Orijinal tarifte kullanılan içki şeffaf ve yüksek alkollü belli. Uzo mu dedim, hayor Rakı dedi.

Rum dostlarımızla aramızda hoş bir çekişme vardır. Ben onlardan hep yunan kahvesi isterim, onlar benden türk kahvesi. Atina’ya gidip de türk kahvesi isteyip gıcık etmem kimseyi. Onlar da buraya geldiklerinde, rakıyı, türk kahvesini meth ederler. Bu coğrafyanın içkisi, yemeği, herkese kendi yaptığı güzel gelir, ama anlayış gösterir… Saygılı olmak lazım.

Bunu düşünerek, “Tamam canım işte uzo” dedim. “Yok” dedi. “Uzo’da anason vardır. Rakı’da yoktur” buyurdu. Haydi bakalım buradan yakın. “Rakı Girit içkisidir. Türkiye’ye de oradan gitmiş” dedi bir de. Haydaaaaa! Neyse sonradan bahsettiği rakının, bizim boğma rakı olduğunu öğrendim. Geçiniz.

Boğma rakı bulma şansım olmadığı için tarifte değişiklik yapmam gerekti. Dakika 1, gol 1.

İNCİR TATLISININ ÜZERİNDE EKŞİ KREMA

İkinci golü, manavda yaşadım: Bayram ertesi olmuş, ağustosun sonu. İstanbul manavları boşalmış. Yeşil incir bitmiş!!! Kaldık mı kara incire. Tamam çok severim, ancak aralarında ciddi bir lezzet farklılığı var. Bir kere kara incir çok daha tatlı olur yeşil incirden. Söylene söylene eve geldim. Serde sarı inat var, bu tatlı ya-pı-la-cak…

Sonuç olarak; Tarif aşağıda… Pek güzel olmasaydı, buraya yazmayacaktım billahi…

Devamı için tık / Press to read more

Çilekli muffin

Image

Çilek mevsimi. 😀

Şimdi öyle birşey dedim ki, yeni nesil anlamayacak. Çilek her mevsim var artık. Peki şöyle diyelim: İstanbul’un ıhlamur koktuğu, bu kokuya yaseminlerin eşlik ettiği, çileğin de balkon saksılarında bile olduğu mevsim.  Oldu mu?

Yani bol, nispeten ucuz, artık her hafta sofraya gelen… Hah, işte o mevsimde, o zamanlarda yapabileceğiniz enfes bir muffin tarifi. Yani çok ısrar ederseniz, kışın Antalya çileği ile de yapabilirsiniz. Kimse kızmaz. 😀

Çilekli muffin

Islak, sulu sulu, bulut gibi hafif acayip birşey. Ben ilk yaptığımda, siparişi sahibine götürmeden önce fotosunu çekmek için 3-4 tane bir kenara ayırdım. Tabii bir de kabından taşanlar, ucu biraz yananlar var. Neyse, oturup foto çekeceğim, içi de görünsün, altıda çıksın derken, elim ona değdi, buna değmedi derken 4 adet lüplemişim. Farkına bile varmadan. O derece hafif. Yani kısacası demem o ki. Mutlaka deneyin.

 

Bu kadar reklamdan sonra artık tarife geçsek mi?

Devamı için tık / Press to read more

Parfe

Image

Biz çocukken, kışın dondurma olmazdı. Dondurmaya gelene kadaaar, zaman zaman kahve yoktu, benzin damla damla, elektrik ara ara gelirdi. Sana bakkala düşünce, kulaktan kulağa yayılır, el altından satılırdı. Yokluklarla büyüdük desem yeridir. Herşey azdı, ama özdü. Çilek  yazın çıkar, tadından yenmezdi. Tencerede kaynayan tavuğun kokusu mahalleyi sarar, yanında suyuna pilav olmazsa olmazdı. Eriğin küçüğü kardeşe, lokumun yumuşağı neneye verilir, ekmeğin köşesi daha eve gelmeden yolda haklanırdı.

Nereden nereye Evet, tahmin ettiğiniz gibi, yine nostaljik bir tarifle karşınızdayım!

Nescafeli parfe

Valide sultanın 50+ yıllık yemek defterinden bu defa önüme parfe düştü. Divan’ın rokokosu kadar olmasa da enfes bir tatlı-pasta. İsterseniz çay sofrasının sonuna “ana kraliçe” gibi gelir, isterseniz misafir sofrasına tatlı olarak. Her durumda alay-ı vala ile gelir. Dondurma gibi, ama değil, daha hafif, daha nazlı, ev yapımı.

Balbademli viskili

Tarifi gözünüzü korkutmasın. Çok kap kaçak kirlenecek belki, ama en fazla yarım saat içinde dondurucuya girecek. Ama inanın değecek.

Başlayalım mı?

Devamı için tık / Press to read more

Haşhaşlı-Portakallı Muffin

Image

Portakal severiz… Badem severiz… Haşhaşın o çıtırlığını severiz. E madem öyle hepsini bir edelim dedim.

Haşhaşlı portakallı kek

Daha önce, portakallı bademli unsuz kekimi minik muffin kaplarında yapmayı denemiş ve hüsrana uğramıştım. Kelepçeli kalıpta muhteşem olan kek, muffin kalıbını o kadar çok sevdi ki, kalıpları terk etmemek konusunda canı pahasına direndi. Gerisini siz anlayın artık 😉

Bu defa tarifle ince ince oynadım, bu defa becerdim. Kalıpla aralarındaki aşkı kökünden bitirdim. Nıhahahahahah. (Kötü Erol Taş gülüşü, rahmet istedi)

Portakal ve mandalina başta olmak üzere, bütün narenciyeleri ÇOK ama pek çok severim. Amma velakin, evde benden başka yiyen olmayınca, www.portakalbahcem.com dan özene bezene, ağzımın suyu akarak sipariş ettiğim mini klemantine mandalinalar, finike portakalları, hep yaşlanır. Meyve kutumda yine portakal-mandalina-mezarlığı oluşmaya yakın, dedim ben bunlardan ayrılamıyorum madem, o vakıt (rumeli şivesi ile yaşlılarımızın ruhuna gelsin bu da) bunları saklamanın bir yoluna bakayım. Hepsini kabuğuyla, bütün olarak haşladım. Ehi!

1 saat su içinde kaynadıktan sonra, portakalı, mandalinayı, ikiye böldüm, çekirdekleri temizledim, ve bir güzel blenderdan geçirdim. Şekersiz, hiç birşeysiz. Misssss gibi portakal koktu evim. Porsiyon porsiyon (1 cup kadar) böldüm, attım derin dondurucuya. Şimdi kek için, pastacı kreması için, biscotti için, çıkarıp çıkarıp kullanıyorum.  Hararetle tavsiye ederim.

Neyse, biz portakallı, bademli ve elbette haşhaşlı kekimize dönelim.

Devamı için tık / Press to read more

Elmalı strudel

Image

Valide sultanın 1966-67 tarihli tarif defterinden devam…

Çocuktum, ufacıktım, Nişantaşı’nın pastanelerinde, ekşi krema satılırdı. Biz de gider gider, ya çilekler için, ya elmalı tartlar için kutu kutu alırdık. Bu ekşi kremanın tadını unutmama imkan yok. Hem ekşi, hem de bulut gibi hafif, köpük köpük bir kremaydı. Krem Şanti diye alırdık o zamanlar, ama şimdi bakıyorum, bugünün krem şantileri gibi değildiler. Meğer ekşi kremaymış ! Zaten dayanamayıp geçenlerde bizim buradaki bir pastaneye sordum, böyle böyle bir krem şanti alırdık biz diye. “Yasak abla artık. Onlar pastörize edilmemişti, o yüzden artık yasak, satamıyoruz. İstersen krem şanti vereyim” dedi. Aman istemem, ırak olsun o yağ bombası lezzetsiz yapay şey! Krema demeğe bile dilim varmıyor.

Elmalı strudel’i valide sultanın defterinde bulunca, bunlar aklımdan geçti. Yanında şöyle Saray pastanesinin kreması olacaktı kiiiiiii… Ama olsun, olsun… Dondurmayla da olur, hatta hiç bir ilavesiz de pek ala olur diye atladım tarife..

Tarif kolay, ancak o Cafe Vienne’in yufkadan yapılan strudel’i gibi . Gerçi beceri meselesi. Eğer yufkayı o incelikte açmayı becerebilirseniz, hani arnavut veya makedon göçmenleri gibi, elinizi öperim. Ama bendeniz, o derece ince açmayı başaramadım. En azından ilk seferinde yaptığım daha kalın oldu. Ama kesin bilgidir, annemin yaptığı gibiydi. 😀 Hamuru kıyır kıyır, içi tarçın ve bol zencefilin keskinliği ile aroması keskin, elmaları yumuşak, bademler ile kıtır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Verilen tariften, 2 adet 30cm’lik parça çıkıyor. Birincisi, fırından çıktıktan yarım saat sonra bitmişti. Eve götürmecesine 🙂 En sevdiğim şekilde yani. İkincisinden kalanları da ancak fotoğraflayabildim.

Tarife geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Balkabaklı tart

Image

Balkabağı. Yıllarca sadece haşlama şeklindeki tatlısını yedikten sonra, 90’larda, arası kaymaklı tatlı olarak sofralara girdi. Sonrasında kirece yatırılmış kıtır kıtırı. En son da, çorbalar ve salatalarla. Hepsini ayrı ayrı severim. Lakin bana dokunur. Daha boğazımdan mideme indiği anda ciddi şişkinlik yapar. Yine de, senede bir gün 🙂 dayanamam, şişkinliği göze alarak bir dilim yerim. O durumda da, tahmin edersiniz, en sevdiğim tarzını tercih ederim.

Bu sene hakkımı tarttan yana kullandım. Yılbaşı sofrasının vazgeçilmezi olarak, kabak tatlısı yapılacaktı. Ben üzerime aldım, tart olarak yaptım. Tamam, en üstü yine kaymaklı cevizli. Kocaman kalın bir tart. Sofraya gelmesi ile dilimlenip paylaşılması an meselesi olduğu için, bütün resmini yakalayamadım. Dilim resmini zorla çekebildim.

Altında bizim her zamanki tart hamurumuz var. Hani en güzel tart hamuru olan. 🙂 Başka birşey denemeye gerek yok zaten… Macera tamam da nereye kadar 🙂

İçi de basit. Kabak tatlısı yapmaktan daha basit. Cidden. Bakın anlatayım:

Devamı için tık / Press to read more

Vasilopita – Yılbaşı keki

Image

Yılbaşı keki Vasilopita

İnsanın önüne bazen tarifler düşüyor.Yılbaşı hediyesi olarak, Varnalı Un’dan kocaman bir kutu dolusu tam buğday unu geldiğinde, yılbaşı için nasıl bir kek yapsam diye aranıyordum. Seçeneklerden biri ,panettone diğeri ise, annemin mahlepli üzümlü kekiydi. Panettonenin kabarması, pişmesi için gereken zaman yoktu. Tam mahlepli üzümlü keke hazırlanırken, bir grupta, yılbaşı çöreği lafı açıldı. 

Çocukken, her yılbaşı, hindi kadar elzem bir şekilde, annem pastaneden üzerinde yeni yılı yazan çöreklerden alır, altına güzelce bir lira sıkıştırırdı. Yemek faslı bitip, dansöz de seyredildikten sonra çay ile çörek kesilir, o para kime çıkarsa, dileği olacak kabul edilirdi. Çocukken yılbaşında dilediğimi daha nisan olmadan unuttuğum için, dileğim gerçekleşti mi hiç bilmiyorum. Ama çocukları oyalamak için güzel bir adet değil mi?

Normalde, bu çörek, mayalı, mahlepli sakızlı enfes bir paskalya çöreğidir. Sadece saç örgüsü şeklinde değil de, kocaman yuvarlak şeklinde olurdu. Grupta bu muhabbet geçince, sağolsun birisi de tarif vermiş. Eski İstanbullu rumların yaptığı bir tarif. Doğruya doğru, bildiğimiz paskalya çöreği tarifi değildi. Sonrasında o da geldi, o başka konu.

Vasilopita, Aziz Vasil için yapılan bir çörekmiş. Ruhu şad olsun, çöreği biz de yaptık, tattık, pek beğendik. Altına para sıkıştırarak kestik, yedik. Umarım siz de seversiniz.

Tarifine geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Beğendim Bisküvisi

Image

Valide sultanın 1966-67 tarihli defterinden ilk tarif… Yani aklıma yatan, merak uyandıran, dur bakalım bir deneyelim dedirten ilk tarif. Bir dolu kurabiye tariflerinin arasından bunu seçmemin sebebi sanırım toz şekere bulanıp pişirilmesi. Görsele o kadar alışmışız ki, herhangi bir görsel olmadan tarifi denemek zor geldi açıkçası. Çıkan ürün de görsel olarak beni pek tatmin etmedi. Ama lezzet güzel. Dolayısıyla bir kere daha denenecek, ve bu sefer incecik yapılacak 🙂

Eski yemek defterlerinin kaderidir sanırım, bir yerden sonra yazılar birbirine girmeye başlıyor, ışığa tutarak, altına koyu renk kağıt koyarak çözmeye çalışıyorum. Kolay değil. Benimle yaşıt bir tariften, defterden bahsediyoruz.

Valide sultan bu tarifi nereden bulmuş, hiç denemiş mi bilmiyorum. Beğendim kurabiyesini yaptığımı söyleyince de pek hatırlamadı maalesef. Nereden hatırlasın, 3 yemek defteri, yüzlerce kurabiye, tarif arasından. Demek ki, yazıldı, ve unutuldu, belki de denenmedi bile. Ama güzel, lezzetli ve gerçekten de şık duruyor. Üzerinde kaba kristal gibi parlayan toz şekerlerle pek havalı bir sunumu var. Ah bir de sabırla incecik yaparsanız daha ne olsun 🙂

Yapımına geçelim mi?

Devamı için tık / Press to read more

Elmalı tahinli tart

Image

Sonbahar gelince, ister istemez elmalı tariflere dönüyorum. Elmalı klasik apple pie’da tutun, annemin nostaljik elmalı tartına veya en hafifinden elmalı görünmez kek‘e yapılacak, denenecek pek çok tarif var.  Ama yetmez! Bu deli kadına yeni yeni tarifler lazım.

Geçenlerde klasik bir balık / meyhane lokantasına gittiğimizde ampul yandı bende. Tatlı olarak en klasik tatlı geldi sofraya. Fırında helva. Altına da elma rendelemişler, daha da hafiflemiş, sulu sulu cızır cızır. Bunu tarta koysak da güzel bir kış çay sofrasına uymaz mı dedim. Başladım uğraşmaya.

Elmalı Tahinli Tart

Önce galet hamuru ile denedim. Ama hamur zaten yağlı, bir de üzerine tahini koyunca, daha bıçağı değdirince kırılan bir hamur oldu. O zaman daha sert bir hamur olsun diye, bu defa klasik tart hamuruna döndüm.

İşte sonuç….

Ta daaaa……

Elmalı Tahinli Tart

Hamur enfes, evet yine kırılgan, ama daha dayanıklı. Çifte pişme ile sertleşti iyice. Dolayısıyla üzerindeki tahine dayanıklı oldu. Elmalar tahini hafifletti. Kabukları çok güzel bir görsellik katıyor. Üzerine de azıcık tarçınlı tozşeker serpince, enfes!

Haydi tarife geçelim.

Devamı için tık / Press to read more

Çikolata kaplı mufin 34 adet her biri 57 kalori

Image

Badem güzeldir. Badem ve çikolata çok çok güzeldir. Eh bu mufin de içindeki bol badem ve üzerindeki incecik çikolata kabuğu ile muhteşem oldu!

Bu aralar, eski defterleri, eski tarif “birikintilerini” temizliyorum. Farklı farklı kağıtlara yazmışım, dosyalamışım, defter arasına atmışım da atmışım. Bu tarif de onların arasından kucağıma düştü. Ne başlık, ne nereden bulduğum, ne tarih, hiç bir şey yok. Yedim de mi yazdım, seyrettim de mi yazdım, yoksa internet gezilerimden birinde mi buldum?Kimse bilmiyor. Dolayısıla ilk deneyi de tarifte yazdığım kadarıyla yaptım. Sonuç HÜSRAN!

 

 

 

Bademe bayılırım. Bademli her türlü ürünü de severim. Acıbadem kurabiyesinin olduğu kadar, bademli tavuğun da hastasıyım. O yüzdendir ki, bademli bir yemek, yiyecek, tatlı tuzlu gördüm mü, dayanamam denerim. Eh sonuçta, bu tarif de bademli, dedim ki, Pelin vazgeçme! Yeniden dene. Kendine göre dene… Oyna biraz maceraya atıl!

Sonuç evdeki mufin canavarı tarafından denendi, onaylandı. Hatta yanaktan kocaman bir öpücük verildi! Bu ne demek bilir misiniz?!

Çikolata kabuklu mufin

Artık göğsümü gere gere, güvenerek yazabilirim!  Haydi tarife buyurun:

Devamı için tık / Press to read more

Elmalı tart 200 kal x 16 dilim

Image

Sonbahar ile beraber elmalar renk renk piyasaya çıktı. Sarılı kırmızılı yaz elmaları, starking’in ilk örnekleri raflara yerleşti. Eh, bu da demektir ki, elmalı tartların, apple pie’ların veya galette’lerin zamanı geldi.  Bütün yaz yemeyince, özlemişiz, atladık üstüne resmen. İnsanoğlu biraz nankör tabii, iki üç aya kalmadan söylenmeye başlarız, elma portakal off sıkıldım, hep aynı şeyler diye. Neyse özlem tazeyken, hemen bir elmalı tart yapayım dedim.

Elmalı tart

Valide sultanın biz çocukken yaptığı bir elmalısı vardı. Adı, iki kat elmalı, ama “iki kat” oluşu, altı üstü kapalı diye. Yoksa kat kat pasta gibi değil. Çay sofralarında pek severdik. Hamuru zahmetli, zor açılıyor diye annem biraz isteksiz yapardı, ama o kadar lezzetli olurdu ve o kadar çok övgü alırdı ki, yapmadan da duramazdı.

Elmalı tart veya orijinal adıyla apple pie değil bu. Gerçek tart. İçindeki elma pişiriliyor, paydaki gibi çiğden koyulmuyor. O yüzden daha farklı, bir kere incecik oluyor. Minik minik, kibar kibar porsiyonlama şansımız oluyor.

Buyurun tarife;

Devamı için tık / Press to read more