Bu kurabiyeleri çok severim. Uzun zamandır yapmamıştık, kısmet bugüneymiş. Hem çikolatalı, daha doğrusu kakaolu, hem kahveli, ah tabii bir de tarçın var. Hem sert, hem yumuşak. Kahvenin yanında veya çayın yanında. Çatlak çatlak, güzel ötesi.
Mutfak maceraları, deneyleri, heyecanları, renkleri, tarifleri
Bu kurabiyeleri çok severim. Uzun zamandır yapmamıştık, kısmet bugüneymiş. Hem çikolatalı, daha doğrusu kakaolu, hem kahveli, ah tabii bir de tarçın var. Hem sert, hem yumuşak. Kahvenin yanında veya çayın yanında. Çatlak çatlak, güzel ötesi.
Artan tel kadayıflar ne yapılır? Kırpılır kırpılır yeni tarifler denenir !
Bu paketin başına da aynısı geldi. Muhallebili tel kadayıf‘tan artan kadayıflar bu sefer tuzlu oldular. İşte ilk deneme…. Tel Kadayıflı muffinler.
Artan tel kadayıflar ne yapılır? Kırpılır kırpılır yeni tarifler denenir !
Bu paketin başına da aynısı geldi. Muhallebili tel kadayıf‘tan artan kadayıflar bu sefer tuzlu oldular. İşte ilk deneme…. Tel Kadayıflı muffinler.
Çocukluğumdan beri, ki bu 20 yıl önce demek 😛 evde ne zaman “ciddi” misafir olsa veya özel bir gece olsa, annem mutlaka tarama yapar. Yılbaşı sofrası, bayram sofrası, rus salatasız ve taramasız olmaz. Ailecek en sevdiğimiz mezedir. Bu yüzden de, gittiğim pek çok balık lokantasında yerim, hatta Yunan adalarına gittiğim zaman da mutlaka denemiştim. Bu sayede, iyisi, kötüsü, damak çatlatanı, yere çalanı, her türlüsünü denedim. Bu bayramda öğrenme sırası buna geldi. Annemle mutfağa girdik, yaptık.
Yine mi tatlı?
Hep tatlı! Az az, arada, ufak ufak kaçarak, ama hep var. Sofralarımızdan eksik olmasın, ağız tadımız bozulmasın!
Her ne kadar şekeri bir “sağlık bozguncusu” olarak görsem de, veya “yasal uyuşturucu” veya “cinayet aleti”. Olmuyor, olamıyor, şekersiz zaman geçmiyor. Yani dönüp dolaşıp bir tatlı yapılıyor, yeniyor, yenmese de tadına bakılıyor.
Şimdi de bu tarifi bir aile yemeği için denedim. Üstü çıtır, altı yumuşacık, çok hoş, lezzetli ve hafif bir tatlı. Canım, hafif dediysem kalorisiz değil tabii. Kocaman bir borcama olurmuş, ben yarısını borcama, geri kalanını kuplara yaptım. Her iki sunum da güzel oldu. Kuplara yapılanı misafir açsından daha şık olacağı kesin. Herkese minik bir bardak vermek en güzeli. Servis yaparken akacak, damlayacak, uğraştıracak, geri kalan (kalırsa tabii) sulanacak. O yüzden, genel temayül büyük bir kaba yapıp sofraya haşmeti ile getirmek olsa da, ben her biri ayrı desen, kesim, boylardaki minik kuplarla servis yapmayı daha çok seviyorum.
Tarifi internette pek çok siteden okudum. Hepsini karşılaştırdım. Aklıma yatanı yaptım. Benim sürümüm biraz daha değişti.
DURUM GÜNCELLEMESİ
MUHALLEBİYİ PİŞİRDİKTEN SONRA KREMAYI EKLEMEZSENİZ, KESTİĞİNİZ ZAMAN DAHA SERT DURAN BİR KIVAMI OLUYOR.
KREMA EKLERSENİZ, SERVİS YAPARKEN DAĞILMAYAN, AMA AZICIK DAHA AKIŞKAN BİR MUHALLEBİ OLUYOR.
KİŞİSEL TAVSİYEM:
EĞER BÜYÜK KAPTA YAPIP, KESEREK SERVİS YAPACAKSANIZ, KREMAYI ATLAYABİLİRSİNİZ. YOK TEK PORSİYON KAPLARDA YAPACAKSANIZ, KREMA MUHALLEBİYİ DAHA ZENGİN YAPIYOR, MUTLAKA EKLEMELİSİNİZ.
Arasına ilave meyve, mesela çilek veya yaban mersini, frambuaz gibi ekleyebilirsiniz. Ya da kıtırlık için kavrulmuş badem serpiştirebilirsiniz.
İsterseniz minik bardakları ağzına kadar tepeleme doldurabilir veya büyük bardakları yarım servis yapabilirsiniz. Bu tamamen size kalmış. Unutmayın. Bu ölçü kocaman, 10-12 kişilik. Kalabalık bir sofraya göre.
Öyle bir sebze ki, içinde nikotin olduğu için ve hata yararlı bir vitamin de olmadığı için bebeklere verilmez.
Öyle bir sebze ki, acısı çıksın diye tuzlanır.
Öyle bir sebze ki, reçelinden çorbasına, zeytinyağlısından kıymalısına, imamından hünkarına … Malumunuz, Türk mutfağında 50 çeşit patlıcan yemeği bilmezseniz, evde kaldınız demektir. Eh yaratıcılıkta sınır yok. Evir, çevir, dene pişir işte patlıcan.
Bu da öyle bir yaratıcılık sonucu mu bilemiyorum. Ama annemin sık yapmadığı, ama annemden öğrendiğim bir lezzet. Karşınızda pabucaki.
Bu şekerlerin tarifini internette buldum. Çok ilginç geldi, evden çıkmama 1 saat kalmasına ve daha giyinip hazırlanmamama rağmen fırladım yaptım. O derece yani. Eh beni artık yavaş yavaş tanıyorsunuz, üşenmeyen, denemekten korkmayan sıfatlarını hak ettim sanırım.
Tariften 16 kurabiye çıkarabildim. İçindeki çikolata parçalarıyla beraber, 36kalori bir tanesi. Zaten 3 tane yediğiniz zaman doyuyorsunuz. Atıştırma ihtiyacınız köreliyor.
Çocukken, kışın bizim evde çok sık pişen bir yemekti. Annem domatessiz ama terbiyeli yapmayı sever, yengem ise bol domatesli ve terbiye kullanmadan yapardı. Ben yemeklerde hele sıcak yemeklerde limon terbiyesini hiç sevmediğim için annemin de terbiye yapmayacağını umarak otururdum sofraya.
Şimdi zaman geçti, ben evde yapıyorum. Annem kadar sık olmasa da, kışın özellikle kışın soğuk günlerinde çorbamsı yemekimsi birşey istediği zaman güzel oluyor.
Hava soğuyunca aklıma geldi, yaptık. Buyurun tarifine.
Tarifini yıllar önce bulmuş, denemiş, yapmıştım. Sonuç da başarılı olunca, tarif kutusunda yerini almıştı. Şimdi zaman zaman tekrar yapıyorum. Tabii UHT olmayan, pastörüze olmayan gerçek günlük ÇİĞ süt bulabildiğimde lezzeti en güzel oluyor. UHT veya pastörize sütlerle de oluyor, ama o güzel tadı alamıyorum.
Derken, bizim sokakta SÜTÇÜ açıldı. Ciddi ciddi sütçü. Hem süt, hem de kendi yapımları peynirleri satıyorlar. Gayet başarılı olduklarını söylemem lazım. Yoğurdu, gerçek yoğurt, hani sulanan, ekşiyen yoğurt. Öyle jöle gibi, keserek yenenlerden değil. Tabii hayatında maalesef gerçek yoğurt yemeyenlere ekşi geldi, beğenmedi, ama olsun.
Neyse işte. Sütçü’den günlük süt alıp yapacağım artık.
Derken, ilk denememi geçen gün yaptım. Sizler için de fotoğrafladım. Demiştim ya, bütün maceraları iyisiyle kötüsüyle yazacağım diye, işte buyurun. LOR MACERASINA…
Keçi peynirini pek çok sebze ve salata ile severim. Ama patlıcana hangi peynir derseniz, hiç tereddütsüz KEÇİ derim. Bu tarifi farklı sunumlarla çok yaptım. Büyük porsiyon olarak fırın kabında, veya tek tek kürdanda. Her türlüsü süper oldu, her türlüsü beğenildi.
Büyük porsiyon olarak yaptığımı o kadar hızla servis yapıp yedik ki, onun maalesef bir fotosu (bile) yok. İlk yaptığımda paylaşacağım, SÖZ!
Bir ay kadar önce alıp dolaba attığım Ricotta bozuldu endişesiyle döndüm tatilden. Haftalar önce net’te gördüğüm “Baked Ricotta” tarifini denemek için hala fırsatım var mı acaba diye korkuyordum. Neyse ki varmış. İçindeki koruyucu maddeler mi yoksa pastörüze olması, yoksa iyice kuru olması mı artık bilmiyorum, ama sonuç olarak taptaze duruyordu buzdolabında. Şimdi diyeceksiniz ki, “O kadar para veriverdiysen, olacağı budur. Evde yapıve’ Ricotta’nı”. (malum Ege tatili dönüşü, şive biraz kayıve’di idare ediverin gare) Canım, biliyorum, ama deniyorum.

Rahmetli babannemin Türk kahvesi ritüeli vardı. 11:00 oldu mu, kendi özel az kavrulmuş Türk kahvesinden yapar, bahçeye veya saksıda bile olsa bir çiçeğe karşı keyifle içerdi. “Ohohossss!” Tabii evdeki bıcırıklar rahat vermez, oyun isterdi. O da kolayını bulmuş, bizleri bu keyfine ortak etmek için belki de, bize de sütlü kahve yapardı.
“Okul zili çalıyor” gibi klişe bir başlık atmak istemedim. Hem zaten, içeriğe baktığınız zaman, ciddi bir “beslenme” söz konusu. Hem sağlıklı, hem kalorili, hem bol lifli.
E güzel
bir kahvaltı için daha ne olsun?
Nigella Lawson’un programlarını seyrediyorsanız, nasıl bir tutkuyla yemek yaptığını bilirsiniz. Malzemeleri bol bol, dolu dolu kullanır. Acımadan kremalar, kaşık kaşık şeker, kutu kutu çikolata koyar yemeklerine. Sonra da afiyetle yer, yedirir. Ama en komiği, gece yarısı yataktan kalkıp buzdolabının ışığında gizlice kalanları götürmesidir. Bulaşıcı bir iştahı vardır.
Bu yemeği de bir akşam vakti, seyreden bir arkadaşım anlattı. Öyle bir anlattı ki, ispanyol sucuğu chorizo kullanarak yapıyordu, o sucuğun acılı baharlı kokusu odaya dolmuştu sanki. Ağzımız sulandı, özendik, bir akşam yemeğine arkadaşımla beraber denedik.
Bu minik kek’çikleri çok severim. Türkiye’de pek bilinmeseler de, kıtır kabuğu, ama yumuşacık göbeği, ve ılık ılık servis edilmesi ile benim kalbimi kazandılar. Fransız mutfağının, nazik, dengeli, sofistike çaylıklarından birisidir hazretler. Bizde mekiklerin yerini alamasa da, en yakın akrabasıdır diyebiliriz.
Orijinali sadece limonlu olsa da, ben bu sefer yaban mersinli yaptım. Siz isterseniz vişneli de deneyebilirsiniz.
Umarım seveceksiniz.
Yurtdışında okuyanlar, çalışanlar, mecburen Türkiye dışında yaşayanlar. Aile ve arkadaşlarından sonra en çok yemekleri özlemezler mi? Hele yurtdışındaysanız, liste uzar gider. Ama artık, hiç olmazsa bunlardan biri için özlem bitebilir. İzmir’in gevreği değil, ama İstanbul’un simidi Dr.Oetker sayesinde artık soframızda.
Yılların markası Dr.Oetker, Sokak simidi ve Kumru yapmış. OLEY! Daha önce evde yaş maya ile denemiş, (hem de defalarca) ama hep hüsrana uğramıştım. Şimdi artık, aç paketi, yap simidi. At derin dondurucuya, sabah çıkar, pişir.
Normalde, bu tarz hazır karışımlara pek sıcak bakmam. İçinde hangi ilave kimyasallar var, ne derece sağlıklı gibi takılırım. Ama simidi görünce dayanamadım. İçindekileri okuyunca da, koruyucu veya renklendirici olmadığını görünce tamam dedim, budur!
Bruscetta sevmeyen yoktur değil mi? Domates, sarmısak, fesleğen bunlar bir araya geldiğinde hayır diyebilecek kimse tanımıyorum. Biraz oynadım, evrdim, çevirdim, ekledim, çıkar(ma)dım. İşte benim sunumum.
Bruscetta, sonuçta, kızarmış ekmekle yapılan bir kanepe. Yemesi biraz dağınık, öyle fransız kanepeleri gibi derli toplu, milimetrik planlanmış değil. Daha basit, daha rahat, daha samimi. Yani benim için en azından bruscetta demek, arkadaş demek, kalabalık demek, samimi demek, kasmadan demek, lezzet demek.
Bu bruscetta’larda da benzeri oldu. Domatesi istediğiniz kadar minik kesin, üzerindeki malzemeyi istediğiniz kadar derli toplu yerleştirin, yerken dökülmezse olmamış demektir.
Misafir gelecek! İçki yanına birşeyler lazım. Çabuk hazırlanacak, çok da pahallı değil. Peynir tabağını dolduracak kadar çok peynir yok. E o zaman eldeki “az” peyniri değerlendirmek lazım.
Buyurun başlayalım.
Sert, tuzlu peynir ile muhteşem oluyor. Artık rakılık beyaz peynir ile mi yaparsınız (Doğruluk bu konuda başarılı), yoksa Mihaliç Tulum ile mi (Altınkılıç favorim), tuzu azaltılmış bir hellim mi, taze kaşar veya kaşkaval mı, ya da ithal bir sert peynir (Gouda?) orası size kalmış. Neden hepsi beraber olmasın?
Peynirlerimizi küp küp kesiyoruz. Lokmalık olacak, hepsi sarılacak, o yüzden boyları önemli bir konu. 1-1,5 cm lik küpler olur. Daha küçüğü eziyetli, daha büyüğü yerken ve sararken konforsuz.
Salatalıklarımızı seçerken, uzun, düzgün olanlardan seçmek daha doğru oluyor. Salatalık yerine kabak ile de denedim, o da başarılı oluyor. Bunları güzelce yıkayıp, kabak soyacağı ile SOYMADAN incecik dilimliyoruz. Çok çekirdekli kısımlarını kullanmamak lazım.
Sonrası kolay. Resim zaten kendini gösteriyor. Üzerini doğranmış dereotuna bulayabilirsiniz, veya peyniri öncesinde kırmızı toz bibere bulayabilirsiniz. Size kalmış.
Hazırladıktan sonra, buzdolabında saklayabilirsiniz, salatalıkların kurumaması için, streç film ile kaplamakta yarar var tabii. Misafir için çok güzel bir sunumu var.
Afiyet olsun!

Dolu dolu, güzel bir yemekten sonra, ağır bir tatlı olmuyor bazen. Daha hafif, daha küçük bir porsiyon gerekiyor. Şerbetli, çikolatalı, hamur işi bir tatlı yerine bu güzel bir alternatif olabilir. Ne tatlı, ne ekşi, hem tatlı hem ekşi. Limonlu krema.
Yapımı son derece basit, bir o kadar da lezzetli, hızlı ve pratik bir tatlı. Evdeki minik bardaklar içinde güzel ve şık bir sunum. Daha ne olsun.
Adetimdir, bir tarifi ilk denediğimde tarife sadık kalır, hiç bir değişiklik yapmam. Çıkan sonuca göre, daha sonraki denemelerimde (bu demektir ki repertuara girmeye hak kazandıysa) mutlaka bir iki küçük değişiklik yaparım. Bu tarifte de aynısı oldu: Parantez içinde italik yazdıklarım, benim eklediklerim, diğerleri tarifin orijinali. Hangisini isterseniz, onu deneyebilirsiniz.