Domates ve peynir ikilisi kadar basit, sıradan, ama doğru eşleşme ile damak çatlatacak çift az bulunur. Şimdi bunları yazarken aklımdan başka ikililer, uyumlar geçiyor. (Karnıyarık+domatesli pilav+cacık, bezelye+pilav, karpuz, peynir.. liste uzayıp gidecek, sonu yok. Biz iyisi mi konumuza dönelim.

Peynir demiştik, domates demiştik. En klasik eşleşmedir. Yazın çıtır çıtır ekmeğin içine koyarsınız, hatta şöyle ısırınca, damağı çizecek kadar kalın kabuklu tazecik ekmeğe. Veya daha sofistike birşey isterseniz, tazecik ince kıyılmış otlarla karıştırıp sarımsakla lezzetlendirip bruscetta yaparsınız. Ama her durumda, tembel yaz günlerinde en hızlı, herkesi sevindirecek bir ikilidir.
İşte bu tart da öyle basit bir lezzet yumağı: Tazecik domatesler, enfes peynir kombinasyonu, ve kıyır kıyır bir tart… Artık tartı kalıpta mı yaparsınız, yoksa daha rustik görünsün diye galette gibi mi yaparsınız orası size kalmış.
Bu tartın hamuru da çok başarılı tart hamurlarından biri. Hani tek geçerim dediğim tart hamuru değil, ama bir o kadar güzel… Üzerine isterseniz şimdi anlatacağım gibi peynir-domates yapın, isterseniz yaz sebzelerini ızgara yapıp koyun, kesinlikle çok başarılı. Haydi başlayalım..








Normalde, bu çörek, mayalı, mahlepli sakızlı enfes bir paskalya çöreğidir. Sadece saç örgüsü şeklinde değil de, kocaman yuvarlak şeklinde olurdu. Grupta bu muhabbet geçince, sağolsun birisi de tarif vermiş. Eski İstanbullu rumların yaptığı bir tarif. Doğruya doğru, bildiğimiz paskalya çöreği tarifi değildi. Sonrasında o da geldi, o başka konu.
Bu ara grisiniye taktım. 2-3 tarif denedim, olmadı, sevemedim. Aradığımı bulamadım. Şöyle gerçekten kıtır kıtır, yumuşamayacak bir tarif istiyordum. Neyse onu aramaya devam ederken araya başka lezzetler girdi, unuttum. Derken valide sultanın yemek defterinde karşıma baton sale çıktı. Olur mu olur… Çocukluğumun pastane tuzlusu. Ne çok alırdık. Üzeri bol yumurta sarılı, bol çörekotlu. Bayılırdım. Kolları sıvadım daldım…
Valide sultanın 1966-67 tarihli defterinden ilk tarif… Yani aklıma yatan, merak uyandıran, dur bakalım bir deneyelim dedirten ilk tarif. Bir dolu kurabiye tariflerinin arasından bunu seçmemin sebebi sanırım toz şekere bulanıp pişirilmesi. Görsele o kadar alışmışız ki, herhangi bir görsel olmadan tarifi denemek zor geldi açıkçası. Çıkan ürün de görsel olarak beni pek tatmin etmedi. Ama lezzet güzel. Dolayısıyla bir kere daha denenecek, ve bu sefer incecik yapılacak 🙂
Eski yemek defterlerinin kaderidir sanırım, bir yerden sonra yazılar birbirine girmeye başlıyor, ışığa tutarak, altına koyu renk kağıt koyarak çözmeye çalışıyorum. Kolay değil. Benimle yaşıt bir tariften, defterden bahsediyoruz.


Valide sultan’a sorduğum zaman, bunun onun ünlü 






Tart, pay, kiş familyasının en sade üyesi galettir. Kalıp istemez, düzgün açmayı gerektirmez, Aman kalıba küçük geldi, yama yaptım, kalın oldu, ortası yırtıldı, yok kenarları düzgün olmadı, uğraştırmaz. Hem meyveli, hem tuzlu pek ala da yapılır. Arada değiştirmeniz gereken tek şey, hamurundaki şeker miktarı olacaktır. Yoksa hamurun geri kalanı tamamen aynı. Un-Yağ-soğuk su.