Çilek mevsimi. 😀
Şimdi öyle birşey dedim ki, yeni nesil anlamayacak. Çilek her mevsim var artık. Peki şöyle diyelim: İstanbul’un ıhlamur koktuğu, bu kokuya yaseminlerin eşlik ettiği, çileğin de balkon saksılarında bile olduğu mevsim. Oldu mu?
Yani bol, nispeten ucuz, artık her hafta sofraya gelen… Hah, işte o mevsimde, o zamanlarda yapabileceğiniz enfes bir muffin tarifi. Yani çok ısrar ederseniz, kışın Antalya çileği ile de yapabilirsiniz. Kimse kızmaz. 😀

Çilekli muffin
Islak, sulu sulu, bulut gibi hafif acayip birşey. Ben ilk yaptığımda, siparişi sahibine götürmeden önce fotosunu çekmek için 3-4 tane bir kenara ayırdım. Tabii bir de kabından taşanlar, ucu biraz yananlar var. Neyse, oturup foto çekeceğim, içi de görünsün, altıda çıksın derken, elim ona değdi, buna değmedi derken 4 adet lüplemişim. Farkına bile varmadan. O derece hafif. Yani kısacası demem o ki. Mutlaka deneyin.
Bu kadar reklamdan sonra artık tarife geçsek mi?







Normalde, bu çörek, mayalı, mahlepli sakızlı enfes bir paskalya çöreğidir. Sadece saç örgüsü şeklinde değil de, kocaman yuvarlak şeklinde olurdu. Grupta bu muhabbet geçince, sağolsun birisi de tarif vermiş. Eski İstanbullu rumların yaptığı bir tarif. Doğruya doğru, bildiğimiz paskalya çöreği tarifi değildi. Sonrasında o da geldi, o başka konu.
Bu ara grisiniye taktım. 2-3 tarif denedim, olmadı, sevemedim. Aradığımı bulamadım. Şöyle gerçekten kıtır kıtır, yumuşamayacak bir tarif istiyordum. Neyse onu aramaya devam ederken araya başka lezzetler girdi, unuttum. Derken valide sultanın yemek defterinde karşıma baton sale çıktı. Olur mu olur… Çocukluğumun pastane tuzlusu. Ne çok alırdık. Üzeri bol yumurta sarılı, bol çörekotlu. Bayılırdım. Kolları sıvadım daldım…
Valide sultanın 1966-67 tarihli defterinden ilk tarif… Yani aklıma yatan, merak uyandıran, dur bakalım bir deneyelim dedirten ilk tarif. Bir dolu kurabiye tariflerinin arasından bunu seçmemin sebebi sanırım toz şekere bulanıp pişirilmesi. Görsele o kadar alışmışız ki, herhangi bir görsel olmadan tarifi denemek zor geldi açıkçası. Çıkan ürün de görsel olarak beni pek tatmin etmedi. Ama lezzet güzel. Dolayısıyla bir kere daha denenecek, ve bu sefer incecik yapılacak 🙂
Eski yemek defterlerinin kaderidir sanırım, bir yerden sonra yazılar birbirine girmeye başlıyor, ışığa tutarak, altına koyu renk kağıt koyarak çözmeye çalışıyorum. Kolay değil. Benimle yaşıt bir tariften, defterden bahsediyoruz.


Valide sultan’a sorduğum zaman, bunun onun ünlü 






Tart, pay, kiş familyasının en sade üyesi galettir. Kalıp istemez, düzgün açmayı gerektirmez, Aman kalıba küçük geldi, yama yaptım, kalın oldu, ortası yırtıldı, yok kenarları düzgün olmadı, uğraştırmaz. Hem meyveli, hem tuzlu pek ala da yapılır. Arada değiştirmeniz gereken tek şey, hamurundaki şeker miktarı olacaktır. Yoksa hamurun geri kalanı tamamen aynı. Un-Yağ-soğuk su.
Kremalı, tavuklu, öğünlük makarna… Hem de tek bir tencerede hepsini halledebiliyoruz. Eh daha ne isteriz.